Serdar M. Değirmencioğlu: Patronu bizzat rektör olan özel üniversite bile var

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

12 Eylül ile toplumda oluşturulmak istenen algı, “kamu kötü, özel iyi” idi. Başta Turgut Özal olmak üzere neoliberal sömürü düzeninin kurucularının “rekabet” ve “kalite” kavramlarının sürekli kullanmaları bundandı.

Özel üniversitelerin ilk ve ortaöğretimdeki özel okullardan farklı olmadığı; kamu yararını gözetmeyen kâr amaçlı kuruluşlar olarak milyonlarca genci kolayca sömürecekleri zamanla ortaya çıktı. Özel üniversitelerin diğer özel okullardan çok daha kârlı olduğunu anlayan demir tüccarlığı, müteahhitlik gibi işler yapan girişimciler “yüksek öğretim işine” girdiler ve özel üniversiteler mantar gibi çoğaldı. 

Özel üniversitelerin ortaya çıkışının üzerinden 40 yıl geçti. Bugün özel üniversitelerin “rekabet” ve “kalite” odaklı değil, kâr ve sömürü odaklı olduğu ortada. Siyasi işlevlerinin toplumun suskunlaştırılması, sömürü, güvencesizlik ve muhafazakârlığın gençlere benimsetilmesi olduğu da. Özel üniversite, akademik özgürlüğün ve “kamu yararına bilim” anlayışının sonu demek. Özel üniversiteler sermayenin eğitime dışarıdan değil, içeriden etki etmesi; yani daha güçlü ve daha doğrudan etki sahibi olması demek. 

Bugün gelinen nokta, her açıdan utanç verici. Özel üniversite 2005’e gelindiğinde patronun elleri ceplerinde, koridorlarda gezdiği, rektörün odasında oturduğu bir yere dönüşmüştü. Artık bu da aşıldı. Bugün patronu bizzat rektör olan özel üniversite bile var. 

Serdar M. Değirmencioğlu’nun yazısı