Oyuncu Şener Şen, Türkiye’nin ‘son dönemine’ ilişkin “Düşmanlık körüklenerek ülke bu hale getirilmez” dedi.

‘Fabrikada işçilik, taksicilik, yaptım’
Şen, Hürriyet’ten Çınar Oskay’la yaptığı söyleşide gençlik yıllarını şöyle anlattı:
“Zeytinburnu’nda büyüdük. Ne iş bulursak yapmaya, ayakta kalmaya çalıştık. Gençliğim gecekonduda ‘Survivor’ hikâyesiydi. 1962’de, 20-21 yaşındayken taksi şoförlüğü yaptım. İplik fabrikasında işçilik yaptım. Zeytinburnu kozmopolit bir yerdi. Gecekondularda her kültürden, her yerden, hayat mücadelesi veren yoksul halk bir aradaydı. “
‘Zengin insan malzemesi…’
“Yan tarafımızda Konyalı, öbür tarafta Rum, arkada Karadenizli komşularımız vardı… Çok zengin bir insan malzemesinin içinde yetiştim. Bazı insanların gözlem yeteneği vardır. Elimde olmadan, başkalarının dikkat etmediği şeyleri fark ediyordum sanırım.”
‘Konuşma biçimleri hafızama kaydoldu’
“İnsanlar, konuşma biçimleri hafızama kaydoldu. Oyuncu olmaya karar verince aklımda olağanüstü hikâyeler birikmişti. Mesela ‘Çiçek Abbas’taki bitirim, kötü minibüs şoförü. Öyle adamlar çok gördüm. Zorlanmıyorum o karakteri oynarken, tanıyorum çünkü. Üçkâğıtçıları çok gördüm. ‘Banker Bilo’daki adamları… İsviçre’de okumuşsunuzdur, çok iyi eğitim almışsınızdır ama halkla ilişkiniz zayıf olduğu için köy diye bir tek Kadıköy’ü bilirsiniz. Öğretmenlik de yaptım, o da çok zenginleştirdi beni.”
‘Kemal Sunal’ın işi benden zordu’

“Kemal Sunal’la ilgili ‘O kadar ünlüydü ki sokakta yürüyemeyecek haldeydi. O yüzden yüzünde asık bir maskeyle dolaşırdı’ demişsiniz. Siz nasıl başa çıktınız ‘ünlü olmak’la?” diye sorulan Şen, birlikte simgeleşen filmler çektikleri Kemal Sunal’ı da anlattı.
Şen şöyle konuştu: “Kemal’in işi benden zordu. O gerçek stardır. Yani senaryoya, hikâyeye bakmadan, sırf ismi var diye filmine gidilen adamdı… Seyircisini yanıltmadı zaten, bekleneni hep verdi. Yoksul, ezik, fakat toplumun ortak bilgeliğini, kurnazlığını taşıyan tiplerdi. Hikâyenin sonunda zafer onundu. Bu formülü bütün filmlerinde kullandı. Bu avantajlıydı; seyirci ne göreceğini tahmin edebiliyordu ama ‘İnek Şaban’ gibi tiplemeler üzerine yapıştı. Halk ona ‘Salako’, ‘Şaban’ diye bağırıyordu. E Kemal o değil! Canlandırdığı karakterler bunlar. Tabii ki rahatsız oluyordu.”
Kendisinin bunu ‘kırdığını’ anlatan Şen, Eğer ‘Namuslu’daki dönüşüm olmasaydı ben de ‘Bilo’ diye, ‘Banker Maho’ diye dolaşırdım. O roller yapışıp kalacaktı. Çok büyük riskti ama. Kimse starken bu riske girmez. Seyirci kabullenmeyebilirdi” diye konuştu.
‘Metroda dolaşıyorum’
Şen şöyle devam etti: “Zıpır karakter Badi Ekrem, sonra üçkâğıtçı Maho tiplemesi… E peki de oyunculuk hayalim bu değil. Ben Eşkıya’yı da oynamak istiyorum, Muhsin Bey’i de. Bu değişimi yapmasaydım olmazdı. Ben metroda dolaşıyorum, biniyorum. Bu yüzden sokakta beni gören adamın aklından bütün filmler geçiyor ama bana ne diyeceğini kestiremiyor.”
‘Siyasilerin ayrışmada büyük payı var’
Şener Şen, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü alması ve Türkiye’nin son durumuna ilişkin soru üzerine de şunları söyledi: “İsmet Paşa’dan bu yana her dönemi hatırlıyorum. Bu ödülü Demirel döneminde de aldık. O zaman ‘Devlet Sanatçılığı’ydı adı. Türkiye çok tuhaf bir noktaya geldi. Toplum o kadar ayrıştırıldı, düşman haline getirildi ki akla gelen ilk şey ‘Sen o taraftan mısın, bu taraftan mı?’ oluyor. Bunda siyasilerin büyük payı var. Kimsenin kimseyi dinlemeye, görmeye tahammülü yok. Herkes istediği dünya görüşünde olabilir. Bunun mücadelesinin medeni ölçüleri var. Düşmanlık körüklenerek ülke bu hale getirilmez.”