Selman Saç: Yavaşlamak ve 'yetişememeyi' politik bir hakikat olarak sahiplenmek, başlı başına bir direniş biçimi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 Sağlamcılık, yalnızca engellilere yönelik bir ayrımcılık biçimi değil; hız, performans, üretkenlik ve normallik rejimiyle doğrudan ilişkili yapısal bir meseledir. Dolayısıyla neoliberal düzende yavaşlamak ve “yetişememeyi” politik bir hakikat olarak sahiplenmek, başlı başına bir direniş biçimidir.

Kentlerin “en erişilebilir” olduğu iddia edilen alanlarında bile yürüme rampalarının, kılavuz çizgilerin ve sesli sistemlerin eksikliği, basit bir kamusal ihmalin ötesinde sistematik bir yok saymaya işaret ediyor.

Benzer şekilde özellikle otizm, Down sendromu ve serebral palsi gibi süreğen durumlara sahip bireylerin, kısa süreli raporlara mahkûm edilerek bitmek bilmeyen heyet sıralarında varoluşlarını her defasında yeniden kanıtlamaya zorlanması, temel bir hak ihlalidir.

Bakım ilişkisi içinde olan engelli yakınlarının görünmez kılınan emeği, toplumsal olarak paylaşılmayan sorumlulukları, yalnız bırakılmaları ve bunun ürettiği tükenmişlik ise yeterince konuşulmuyor.

Bununla birlikte, kapitalizmin inşa ettiği ‘ideal beden’ normu; hız ve verimlilik döngüsüne yapısal eşitsizliklerden ve kapsayıcı olmayan politikalardan dolayı doğrudan eklemlenemeyen engelli emeğini sistemli bir şekilde değersizleştirerek, bu özneleri toplumsal artı-değer üretiminin dışına itmektedir.

Bu hayati meselelerin “özel ihtiyaç” başlığı altında ele alınması, sağlamcılığın neoliberal toplumsal formasyon içindeki sömürücü mantığını gizlemektedir. 

Kapitalizm artık yalnızca emeği sömürmemekte; zamanı, bedeni ve yaşamın ritmini de işleve dönüştürerek yönetmektedir. Hızlanabilen bedenler makbul sayılırken, geri kalan herkes yönetilebilir mağduriyet figürlerine dönüştürülmektedir.

Selman Saç’ın yazısı