Selin Nakıpoğlu: “Kara propaganda yapılıyor, ajanlık bu” isnadıyla gazetecilerin seslerini kesme hazırlığı mı yapılıyor?

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Sürprizlerle dolu olan muktedir; ‘Muhaliflerin ağzı torba değil ki büzelim, e biz de ağzı olanı susturma düzenlemesi yaparız’ demiş. Muktedire yakın gazetelerden öğrendiğimize göre, 9. yargı paketinde sosyal medya aracılığıyla “Türkiye aleyhine” kara propaganda yürüten etki ajanlarına karşı düzenlemeler var. Sosyal medya yorumlarıyla Türkiye’nin ekonomik, toplumsal ve kamu düzenini bozanların da bu kapsamda değerlendirileceği ve cezai müeyyideler uygulanacağı belirtiliyor. Sosyal medya zaten takip edilmekte ancak hangi paylaşımların ajanlık ya da casusluk suçları olduğu ile ilgili bilgi pakette yok. 9. YP ile TCK’da tarif edilen casusluk, ajanlık tanımına yeni bir ekleme ile etki ajanlığının da gireceği bilgisi var. Etki ajanlığı; bir ülkenin, bir başka ülkedeki insanların, görüş, tavır, duygu ve davranışlarını etkilemek için savaşa başvurmaksızın propaganda yöntemleriyle, planlı bir görüş ve bilgi iletiminde bulunma faaliyeti olarak tanımlanıyor. Türkiye lehine gibi görünüp ancak aleyhte propaganda yaparak kamuoyu oluşturan etki ajanlarına mercek tutulacak deniyor.

Oldukça ürkütücü. Nasıl tanımlanacak? Nasıl aleyhine sayılacak? Kiminki aleyhine sayılacak? Kara propaganda yapıldığına kim karar verecek? “Kara propaganda yapılıyor, ajanlık bu” isnadıyla gazetecilerin, yazarların, akademisyenlerin, hak savunucularının, STK’lerin seslerini kesme hazırlığı mı yapılıyor? Her faşizan düzenleme gibi kapsamı belirsiz, işlerine geldiği duruma göre kurgulanmış bir ‘ihtiyaç halinde camı kırınız’ düzenlemesi. İradi olarak bırakılan gri alanlar ise düşünce ve düşüncelerimizi yayma özgürlüğümüzü elimizden almak için! Tam da burada suçta ve cezada kanunilik ilkesi devreye giriyor. Kilit önem taşıyan bu ilke; devletin cezalandırma yetkisinin sınırsız ve keyfi bir biçimde kullanmasını önleyerek bireye, devlet müdahalesine karşı güvence sağlamakta.

Selin Nakıpoğlu’nun yazısı