TBMM lokantasında staj yapan meslek lisesi öğrencilerinin cinsel tacize maruz kaldıklarının ortaya çıkması üzerine verilen tepkilerin önemli bir bölümünde tacizin Meclis’te olmasına duyulan şaşkınlık ve öfke var. Cinsel tacize karşı bir politik mücadele yürütülecekse, mücadeleye bu doğru sanılan yanlış inançlardan kurtulmakla başlanılmalı.
Cinsel tacize maruz kalma riski, özellikle Meclis gibi kurumsal yapılarda daha da yüksek. Asimetrik güç ilişkisinin olduğu, otoriteye koşulsuz boyun eğmenin beklendiği, Meclis, Kuran kursu, Papaz okulu, yatılı okul, tarikat gibi dini ya da seküler kurum ve yapılarda cinsel tacize maruz kalma riski çok daha yüksektir. Cinsel taciz, istismar ve saldırıların en sık görüldüğü kurumun “geniş aile- akraba ağı” olması da bu yüzdendir.
Cinsel saldırı failleri, eylemlerini hasta, sapkın ya da ahlaksız oldukları için gerçekleştirmiyorlar. En az üç binyıldır süregiden bir “erkek kimliğinin” olağan örnekleri olduklarından böyleler. Cinsel taciz bireysel bir sorun değil, toplumsal-politik bir özellik. Tacizciler, eylemlerini suç, yanlış ya da ahlaksızca bir eylem olarak görmüyorlar tersine hak bellemiş durumdalar. Tacizci olduklarını düşünmüyorlar; erkek oldukları için doğa yasası gereği eylemde bulunduklarına inanıyorlar.
Bu ilkelerden bir erkeğin kurtulması için önce bunları fark etmesi, ardından kendinde devrim yapması ve erkeklikten insanlığa sıçraması zorunlu.