Açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca aile var. Okula beslenme koyamayan ebeveyn sayısı artıyor. Ama tartışma ne üzerine dönüyor? Milli Eğitim Bakanlığının okullarda ramazan etkinlikleri, oruç vurgusu, dini referansların görünürlüğü… Devlet okulu, tek bir inanç pratiğinin norm haline geldiği bir alan olamaz. Çünkü kamusal alan, çoğunluğun değil; herkesin alanıdır. Bu ülkede yalnızca Sünni Müslüman aileler yaşamıyor. Hristiyan yurttaşlar var. Aleviler var. Farklı mezhepler var. İnançsızlar var. Ve hepsinin çocukları aynı devlet okulunda okuyor.
Laiklik yalnızca inanç özgürlüğü meselesi değildir; eşit yurttaşlık meselesidir. Sosyal devlet ise yalnızca yardım dağıtmak değil; hak temelli güvence sağlamaktır. Çocukların ihtiyacı kimlik baskısı değil, eşit başlangıç koşullarıdır. Eşitlik ise boş mideyle başlamaz.
Ama biz çocuğun midesi boşken, ona sabrı öğreten bir sistemle karşı karşıyayız. Ramazan ayı boyunca okullarda yapılan etkinlikler, teorik olarak “kültürel değer aktarımı” çerçevesinde sunuluyor. Ancak pratikte mesele çok daha karmaşık. Oruç tutmayan çocuk ne hissediyor? Sağlık nedeniyle tutamayan? Farklı inanca sahip olan? Okul, kamusal alandır. Kamusal alanın temel ilkesi ise eşit mesafedir. Devlet, bir inancı destekleyen veya teşvik eden pozisyonda değil; tüm yurttaşlara eşit mesafede duran bir konumda olmalıdır.