Türkiye’de her yıl yüzlerce kadının ‘yüksek bir yerden atlayarak’ intihar ettiği kayıtlara geçiyor. Fakat mağdur ailelerin çoğu, olayların yeterince soruşturulmadığı görüşünde.

29 yaşındaki hemşire Şebnem Köker’in hiçbir şeyden korkusu yoktu. Köker, o gün memleketi İzmir’den İstanbul’a seyahat etmeye karar verdi.
Abdullah Köker, yükseklik korkusu olan kızının İzmir’deki üç katlı apartmanın balkonunda parmak ucunda yürümekten bile korktuğunu anlatıyor.

Köker ailesinin salonundan…

Polisler kızının bir otelde camdan atlayarak intihar ettiğini ima edince baba Köker şok geçirdi: ‘‘29 yıllık kızımdan bahsediyoruz, öyle bir yükseklikten atlama ihtimali yok. ’’
Gelgelelim polisler, Şebnem’in otel odasında yalnız olmadığını açıklamadı.
The Guardian’ın haberine göre genç kadın babasına İstanbul’a gideceğini söylemiş, arkadaşlarınaysa ticari gemi kaptanı Timuçin Bayhan’la görüşeceğini anlatmıştı.
Abdullah Köker, o gece kızının bilinmeyen bir numaradan arayıp telefonunu kaybettiğini söylediğini belirtti.
Şebnem’in İzmir’e döneceği günün sabahı ailesi kızlarının kaza yaptığını öğrendi ve İstanbul’a doğru yola çıktı.
Yolda babanın telefonu çaldı, hatırladı, gece Şebnem’in aradığı numaraydı: ‘‘Tutamadım, kollarımda öldü’’ diyordu yabancı bir erkek sesi. Ve telefon yüzüne kapandı.
Morg çalışanları Şebnem’in bir otelin dokuz metre yükseklikteki camından düştüğünü söyledi.

Karakola varınca baba Abdullah Köker’e şu soru soruldu: Şebnem intihara meyilli bir kız mı?
Sonra Şebnem’in zihinsel sağlığıyla ilgili bir dolu soruya maruz kaldı. Abdullah Köker’e göre polisler çoktan kararını vermişti: ‘‘Olayın intihar olduğunu düşündürmeye çalışıyorlardı. Fakat hiçbir kanıt sunmadılar; sunsalar, alır, yoluma giderdim.’’
Olay yerine savcı uğramamıştı. Cinayetten şüphelenmeyen yetkililer, soruşturmaya gerek duymamıştı.
Otel odasında genç kadını canlı gören son kişi olan Bayhan, ifadesinde Şebnem’in camdan düştüğünü görmediğini, hatta o sırada başka bir odada uyuduğunu söyledi: ‘‘Pat diye bir ses duyunca, sarhoş da olduğu için, merdivenden düştüğünü sandım.’’
Fakat Şebnem’in 2016-2019’daki iş arkadaşı Yunus Gençay, karakolun avlusunda karşılaştığı Bayhan’ın kendisine farklı bir senaryo anlattığını belirtti: Bira siparişini almak için resepsiyona inmiş, o sırada bir ses duymuş, odaya döndüğünde kimseyi görememiş, hemen aşağı koşmuş ve yerde yatan Şebnem ‘kollarında ölmüş’tü.
Bayhan ve avukatı bu konuşmayı reddetti.
Öyle ki Bayhan, ilk ifadesinde, Şebnem’i düşmesin diye uyardığını anlatmış: ‘‘Cam kenarına oturma bak bir şey olacak.’’
2024’te 250’yi aşkın kadın ‘düşerek’ öldü
Türkiye’de her yıl yüzlerce kadının ‘yüksek bir yerden atlayarak’ intihar ettiği kayıtlara geçiyor. Sayılar her yıl katlanıyor: Türkiye’de artık her dört kadın intiharından biri bu nedene bağlanıyor; bu oran 10 yıl önce beşte birdi. Resmi kayıtlara göre 2024’te bu şekilde ölen kadınların sayısı 250’yi aştı.
Yas tutan ailelere ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele eden hak savunucularına göre bu sayılar, kadınların itilerek öldürüldüğü vakaların üstünü örtüyor. Kadınların cinsiyetleri nedeniyle hedef alınıp öldürüldüğü cinayetlerin (yani kadın cinayetlerinin) yetkililerce görmezden gelindiğini ya da örtbas edildiğini savunuyorlar.
Doktor ve kadın hakları savunucusu Gülsüm Kav, ‘‘Otopsiler olay yerinde başlar’’ diyor:
‘‘Polis bu vakaları şüpheli kabul edip tüm delilleri toplamalı. Fakat bunu bile yapsalar, savcılar kaza ya da intihar diyerek dosyayı kapatabiliyor.”

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kurucularından Gülsüm Kav, ‘‘Polisler bu vakaları şüpheli olarak değerlendirmeli” diyor. Fakat Kav, hükümetin kadın cinayetlerini sistematik biçimde eksik saydığını söylüyor.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2024’te kadına şiddet ciddi biçimde arttı: 2024’te 394 kadın cinayeti ve 258 şüpheli ölüm vardı; bunların 40’ı yüksekten düşmeye bağlandı.
Kav, adli tıp uzmanlarının aslında bir kişinin itilip itilmediğini ayırt edebilecek yöntemlere sahip olduğunu söylüyor. Mesela Hollanda’daki araştırmacılar, bu soruları yanıtlayabilmek amacıyla birkaç yıl önce bilgisayar modellemelerine dayanan yöntemler geliştirdi.
” ‘Yüksekten düşme’ vakaları doğru ve kapsamlı adli tıp uygulamalarıyla etkili biçimde soruşturulabilir”
Türkiye’deki aktivistler de 2019’da önemli bir kazanım elde etti: İş insanı Çağatay Aksu, 23 yaşındaki üniversite öğrencisi Şule Çet’in öldürülmesinden hüküm giydi. Bir adli tıp uzmanının hazırladığı fizik raporu, Aksu’nun, Çet’i Ankara’daki bir gökdelenin 20’inci katından ittiğini ortaya çıkarmıştı.
Kav’a göre şüpheli ‘yüksekten düşme’ vakaları doğru ve kapsamlı adli tıp uygulamalarıyla etkili biçimde soruşturulabilir.
Abdullah ve Şebnem Köker’in aile dostu avukat Nevraz Sığın, kaybın ardından aileyi temsil etmeye karar verdi. İlk iş, Şebnem’in düşerek öldüğü söylenen üç katlı otele gitti. Ayrıca Şebnem’in ölümünden sonra otel odasında çekilmiş bir video dahil olmak üzere birtakım polis kayıtlarına erişti: Odanın zemininde büyük kan lekeleri ve çarşafa takılmış koyu yeşil bir tırnak parçası görülüyordu.
Dahası, Şebnem’in o gece arkadaşlarıyla yazışmaları vardı. Birinde, arkadaşı Hatice’ye mesajlarını Bayhan’ın okuduğunu anlattı. Sonra Bayhan telefonda karısıyla konuşmaya başlamıştı. Kendisine seslenirken kullandığı hitapların aynısını karısına da kullandığını duyunca, ‘‘Daha iyi bir ders alamazdım’’ diye yazdı Şebnem. İlişki tam bir zaman kaybıydı.
Ölümünden bir gün önceyse İstanbul dışında çalışan arkadaşı Ufuk Köse’yi aramıştı. Köse, polis ifadesinde, Şebnem’in sesinin endişeli geldiğini söyledi: ‘‘’Biraz sıkışık bir durumdayım seni ararsam gelip beni alabilir misin’, diye sordu bana.’’ Şebnem bir daha aramadı.
Avukat Sığın savcının peşine düşünce, yetkililer Bayhan’ı bu kez şüpheli sıfatıyla yeniden ifade vermeye çağırdı. Şebnem’in ölümünden bir hafta sonra Bayhan, savcıya, o gün içkiye öğlen başladıklarını ve eşini terk etmeyi reddettiği için tartıştıklarını söyledi. Şebnem’in tırnağının da kolunu çekiştirdiği sırada koptuğunu öne sürdü.

Bayhan ilk ifadesinde yer almayan bir bilgi paylaşmıştı. O gün Şebnem’in yaklaşık on yıl önce ‘hap alarak’ intihara giriştiğini anlattığını söyledi. Bir süre antidepresan kullandığını ama kilo alınca rahatsız olduğunu da ekledi. Şebnem yıllardır antidepresan kullanmıyordu.
Bayhan bu konuşmanın ardından başka bir odada uyuyakaldığını, daha sonra gürültüyle uyandığını söyledi. Pencerenin açık olduğunu, dışarı bakınca Şebnem’in bedenini sokaktaki korkulukların üzerinde gördüğünü anlattı: “Şebnem’i öldürmek ya da onu intihara teşvik etmek için hiçbir nedenim yoktu. Nasıl düştüğünü görmedim. İntihar edip etmediğini bilmiyorum.”
Tanıklar o gece odadan bağırışlar işitmişti. Fakat Bayhan, gün boyu içki içen Şebnem’e laf dinletebilmek için bağırmak zorunda kaldığını belirtti: “Mesafemi korudum… Sarhoş olduğu için pencereden düşebileceği konusunda uyardım.” Daha sonra Bayhan serbest bırakıldı.
Olay yeri fotoğrafları Şebnem’in pencereden öteye doğru yaylanmış şekilde düştüğünü gösteriyordu. Fakat araştırmacıların Şebnem’in düşüşünü canlandırmak için otel penceresinden bir test mankeni atmasıyla elde edilen sonuçlara göre Şebnem itilmemiş, kendi düşmüştü.
Soruşturma yavaş ilerledi. Dava 2022’nin başında görülmeye başlandı. Avukatı, Bayhan’ın masum olduğunu ve Şebnem’in kendini tehlikede hissetsettğinde bunu birine söyleceğini iddia etti. Bayhan’ın savcılıkta ve mahkemede verdiği ifadelerin tutarlı olduğunu da ekledi.
Bayhan ise o gece tartıştıklarını kabul etti ama Şebnem’in kolunu çekiştirirken tırnağının kopması dışında fiziksel bir temas olmadığını belirtti: “Adalet mücadelesi veren benim. Ailenin acısını anlıyorum ama hayatımı mahvetmelerine izin vermeyeceğim. Şebnem’i öldürmedim.’’
Nevraz Sığın, polis gittikten sonra otel personelinin odaya girerek pencere pervazındaki parmak izleri gibi kritik delillere müdahale etme ihtimalinin dikkate alınmasını talep etti. Ayrıca, bir adli tıp uzmanından Şebnem’in nasıl düştüğünü analiz edecek bir fizik raporu alınmasını istedi. Talebi reddedildi.
Abdullah ve Sığın, mahkemenin incelemeyi kabul etmesi halinde Bayhan’ın Şebnem’i ittiğine dair delillerin bulunacağına inanıyor.
Avukat Sığın, Bayhan’ın beraatine karşı iki kez temyize gitti, dosya Yargıtay’a taşındı. Başsavcılık Haziran 2024’te, ilk yargılamada kritik tanıkların dinlenmediğini ve delillere müdahale edilip edilmediğinin incelenmediğini belirtti. Ayrıca bir adli tıp uzmanından fizik raporu alınması gerektiğini kaydetti. Bayhan’ın avukatı bu raporun da müvekkilini aklayacağını savundu.
Fakat süreç hayli yavaş işliyor. Bu sırada Abdullah Köker, bir zamanlar kızıyla paylaştığı dairede yaşıyor. Kanada’ya eşi ve oğlunun yanına gitmek istiyor fakat ülkeden ayrılırsa savcıların Şebnem’in dosyasını kapatacağından endişeli.
