Çocukların hayatı giderek yetişkinlerin projesine dönüşüyor. Okul yetişkinlerin projesidir. Kurslar, organize sporlar, planlanmış hafta sonları ve kontrollü eğlenceler de yetişkin dünyasının kurduğu alanlardır. Çocuklar bu alanlara dâhil edilirken kendi oyunlarını, deneyimlerini ve çatışmalarını üretme imkânları giderek azalabiliyor.
Çocuğun gerçek hayatla doğrudan ilişki kurabileceği alanlar daralıyor. Kendi başına deneyim kazanma, risk alma, yanılma, kavga etme, barışma, kendi sınırlarını ve başkalarının sınırlarını gerçek ilişkiler içinde tanıma imkânları azalıyor.
Oysa çocuk yalnızca kendisine sunulan imkânlarla gelişmez. Kendi deneyimleriyle, başarısızlıklarıyla, hayal kırıklıklarıyla, çatışmalarıyla ve bunlara bulduğu çözümlerle de gelişir. Bazen sıkılmaya, hiçbir şey yapmamaya, kendi oyununu kurmaya, kendi arzusunu keşfetmeye ihtiyaç duyar.
Çocuğun kendi oyununu kurması, yalnızca zaman geçirmesi değildir. Oyun, çocuğun kendi kendiliğindenliğini yaşayabildiği, kendi arzusunu deneyimleyebildiği bir alandır. Çocuk burada başkalarının kendisinden beklediği kişi olmak zorunda değildir. İstediği rolü seçebilir, oyunu değiştirebilir, kuralları yeniden belirleyebilir, hatta oyunu bırakabilir. Bu deneyimler, hakiki benliğin kendisini ifade edebilmesi açısından önemlidir.
Yetişkinlerin sürekli düzenlediği bir hayatta ise çocuğun kendi hayatını kurabileceği boşluklar giderek kaybolur. Çocuk için her şey düşünülmüş, planlanmış ve hazırlanmıştır. Fakat bütün bu hazırlıkların içinde çocuğun kendisinin ne düşündüğüne ne istediğine ve ne hissettiğine yeterince yer kalmayabilir.