Öncelikle, 17 Aralık öncesinde Kürt siyasi hareketini (KSH), “Neden Gülen Cemaati’ne düşmanlık yapıyorsunuz?” diye sorguya çekmeye kalkanların, bugün “Neden Gülen Cemaati’ne düşman değilsiniz?” meydan okumasıyla ortaya atılmalarının hiç ama hiçbir değeri yok.
Zira kendilerine ait olduğunu düşündükleri bu Cemaat düşmanlığı gerçekte başkalarının düşmanlığı. Yani yarın Gülen, Erdoğan’a karşı üstünlük elde ederse (ki pek mümkün gözükmüyor) aynı kişilerin çoğunun bu sefer Erdoğan düşmanı kesileceğini hepimiz (en çok da bizzat kendileri) biliyoruz.
Daha önemlisi KSH ile Cemaat arasındaki “düşmanlık” öyle bir-iki milletvekilinin Pennsylvania ziyaretiyle “dostluk”a dönüşebilecek bir şey değil. Hele Cemaat’in 17 Aralık sonrasında hükümete karşı stratejisini, büyük ölçüde çözüm sürecinin İmralı/Kandil ve kısmen de HDP üzerinden yürütülmesine itiraz temelinde geliştirdiği düşünülürse.
Bu konuda, Cemaat ile irtibatlı oldukları düşünülen, görevden alınmış, tutuklu veya kızaktaki emniyet ve yargı mensuplarının “Tam PKK’yı yeniyorduk, AKP elimizden kurtardı” şeklinde özetlenebilecek, hiçbir inandırıcılığı olmayan feryatlarını örnek gösterebiliriz.
Malum, sistemin ötekilerinden biri dindarlarsa diğeri de Kürtlerdir. Tıpkı İslami hareket gibi KSH de sistemden ve onun uzantısı olan medyadan gelen nice saldırıya rağmen ayakta kalabilmeyi başardı ve gücüne güç katarak “altın çağı”nı yaşamaya başladı.
Dolayısıyla HDP ve Demirtaş’ın önünün devletin ve medyanın saldırılarıyla kesilemeyeceğini en iyi başta Erdoğan ve Davutoğlu olmak üzerine siyasi iktidarın önde gelenlerinin bilmesi gerekir.