Şunları peş peşe hatırlayalım: Gezi direnişinde hayatını kaybeden gençlerin neredeyse hepsinin cenazeleri cemevlerinden kalktı; Başbakan Erdoğan bu gençleri hiçbir şekilde rahmetle anmadı, ailelerine başsağlığı dilemedi, hatta seçim mitinglerinde Berkin Elvan’ın annesinin yuhalanmasına göz yumdu; önceki gün bir cemevinde cenaze için bulunan Uğur Kurt, iddiaya göre polis kurşunuyla hayatını kaybetti; vatandaşlar ona yardım etmeye çalışırken polis cemevine gaz bombası attı; Başbakan Erdoğan ertesi gün Kurt’un ölümünden söz etmeyip “yaralı” polislere dikkat çekti ve polislerin sabrına hayret ettiğini söyledi. (Suriye krizi bağlamında yaşanan tatsızlıklara hiç değinmiyorum bile.)
Bugün Başbakan Erdoğan Almanya’nın Köln şehrinde bir mitingde konuşacak. Aynı saatlerde, yine Köln’de Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) da protesto eylemi düzenliyor. Bu iki olay AKP hükümetiyle Aleviler arasındaki mesafenin her geçen gün daha da açıldığını göstereceğe benziyor.
Kuşkusuz Köln’deki zıt toplantıların Alevi sorununu daha da derinleştirmesi ihtimali hayli yüksek. Ama insan yine de bu kötü gidişatın son bulmasını arzuluyor. Tabii ki ortada umutlanmak için hiçbir emare bulunmadığının farkındayım, ama Türkiye’nin, hele şu içinde bulunduğumuz coğrafyada, mezhep eksenli bir gerginlik ve çatışmanın yükünü kaldırabileceğini hiç düşünmüyorum.
Kimse Alevileri işaret etmesin. Bu sorununun felakete dönüşmeden çözümünde öncelikli sorumlu Sünniler ve iktidar partisi, dolayısıyla Başbakan Erdoğan’dır.