Eğitim-Bir-Sen’in Prof. Dr. Recep Kaymakcan’a hazırlattığı ve Mart 2021’de yayımladığı ‘Türkiye’de Okul Öncesi Din ve Ahlak Eğitimi Raporu’nu, bir ara okudum. Okul öncesi eğitim gibi çok önemli bir konuda, eğitimcilere ya da psikologlara değil de bir ilahiyatçıya rapor hazırlatılması, laik ve bilimsel dünya görüşüne sahip kişilere tuhaf gelse de, anlaşılan bu sendikaya tuhaf gelmiyor.
Raporda, diyanetin açtığı 4-6 yaş grubuna yönelik Kuran kurslarına katılanların sayılarının hızla artmasına bakıp “Türkiye’de halkın yüksek talebi bizlere bu okul öncesi din eğitimine ihtiyacın olduğunun en somut göstergelerinden biri olarak düşünülebilir” deniyor (s.13).
Katılım yüksekliğinin büyük olasılıkla çocukların bedavaya bakılıp beslenmelerinden ya da iktidarın başını örtenlere ve çocuklarını Kuran kursuna gönderenlere karşı ayrıcalıklı davranmasından kaynaklandığı yadsınıyor.
Raporda ABD’deki “Müslümanların kurduğu IQRA Vakfı tarafından 1993 yılında geliştirdiği ‘Iqra Okul Öncesi İslam Eğitimi Programı’ felsefesinin klasik medrese eğitimi ile modern eğitimi sentezlemeye çalışan bütünleştirici eğitim programı oluşturduğu” açıklanıyor (s.13)!
Raporda, diyanetin uyguladığı ‘4-6 Yaş Grubu Kur’an Kursları Öğretim Programının’ genel amaçlarının, Türk Milli Eğitiminin genel amaç ve ilkeleri ile çocukların kendi seviyelerine uygun olarak;
Kazanacakları değerleri gündelik hayatta kullanmalarını…
amaçladığı açıklanıyor (s. 98).
İşin en üzücü yanı, ‘eğitimci/öğretmen’ sıfatını taşıyanların çocukların gelişimini sınırlayan süreçleri savunmaya kalkışmalarıdır.