Ben “İstanbul’u yıkalım” derken elbette tahrip etmek anlamında değil, yeniden inşa etmek anlamında söylüyorum.
İzinsiz ruhsatsız denetimsiz yapılmış binaların tehlikesini zaten bilen biliyor.
Ben yıkma işine öncelikli olarak Suriçi’nden başlanmasının gereğine işaret etmek isterim.
Suriçi, hemen her sokağıyla tarihi eserlerin yoğun biçimde bulunduğu bir bölge. Hatta asıl İstanbul orası.
Fakat o güzelim tarihi eserler mendebur suratlı binaların gölgesinde kalmış ve çoğu artık görünmez hale gelmiştir.
***
Diyorum ki, Suriçi’ndeki o mendebur suratlı beton yığını binaların hepsi yıkılmalı yerine iki katlı kültürümüze ait özellikler taşıyan konutlar yapılarak tarihi eserler ortaya çıkarılmalı.
Mesela Mahmutpaşa ve Sultanhamamı gibi ticaret merkezleri kapalı çarşı benzeri tarihi özellik taşıyan bir yapıya kavuşmalı ve orada görünmez hale gelen tarihi eserler görünür hale getirilmeli.
Mesela Sultan Ahmet, Cağaloğlu gibi bölgeler yine aynı otantik mimari ile donatılmalı ve bu bölge Ar-ge hizmeti veren kuruluşlara tahsis edilmeli.
Düşünce kuruluşlarıburalarda sürekli kültürel etkinlikler düzenleyerek hem ulusal hem uluslararası çerçevede toplantılara ev sahipliği yapmalıdır.