PSM Genel Müdürü Murat Abbas: Dünya standartlarında olmayı sürdüreceğiz

MÜJDE YAZICI ERGİN

mujdeyazici@diken.com.tr

sanat@diken.com.tr

Zorlu PSM Genel Müdürü Murat Abbas’ı akşam bir konser izlerken, gündüz bir söyleşide veya gecenin bir yarısı sahnede DJ setin başında görebilirsiniz. Bu yıl altıncı yılına girecek olan PSM, şu ana dek binlerce etkinliğe ev sahipliği yaptı. Murat Abbas ile 25 Nisan – 1 Haziran tarihleri arasında üçüncü kez düzenleyecekleri PSM Caz Festivali’ni, Zorlu PSM’yi ve müzik dünyasındaki genel değişimleri konuştuk.

Zorlu PSM Genel Müdürü olmanın yanı sıra DJ Mabbas kimliğinizle de tanınıyorsunuz. PSM gibi şehrin önemli kültür sanat merkezlerinden birinde yönetici olmak ile DJ olmak hangi iki ayrı sorumluluğu beraberlerinde getiriyor? İki iş birbirini besliyor mu?

DJ’lik ve yöneticiliğin birbirini beslediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Kültür sanat alanında eşsiz bir ekosistem oluşturduğuna inandığım Zorlu PSM’nin sahnesinde, ofisinde, seyirci koltuğunda, dans pistinden ve DJ kabininde olmak, kendi adıma çok değerli. Sürekli farklı kitlelerin içerisinde anlık gözlemler yapabiliyorsun. Buradaki deneyimlerim ve aldığımız reaksiyonlar hem yöneticilik hem de DJ’likte atacağım bir sonraki adıma ışık tutuyor.

Benim için DJ’lik, sorumluluktan öte daha çok dinlemekten keyif aldığım müzikle, bunun peşinden gelmek isteyen insanlarla baş başa kalmak gibi. Bunu daha önce de söyledim. DJ kabini hayatta kendimi en mutlu hissettiğim yer. 

Programlama yaparken, festival veya konser organize ederken nasıl adımlar izliyorsunuz? Kişisel beğenileriniz ne ölçüde etkili oluyor Zorlu PSM içeriklerini hazırlarken? Özetle hangi ölçütlere dikkat ediyorsunuz?

Programlama, benim en çok içinde yer aldığım departman diyebilirim. Zorlu PSM’de çalışmaya başladığımdan beri değişmeyen bir hedefimiz var. Tüm sahnelerimizi yedi gün boyunca mümkün olan en geniş çeşitlilikte etkinlikle doldurmak. Bu hedef yolunda her sezon, bir yandan bünyemizdeki mekanlar/sahneler, diğer yandan etkinlik sayımız ve çeşitliliğimiz artmaya devam ediyor.

2016 ve 2017’de programımıza üç yeni festival ekledik. İlk olarak; farklı müzik türlerini buluşturduğumuz MIX Festivali hayatımıza dahil oldu. Bu yıl 15-16 Kasım’da dördüncü kez düzenleyeceğiz.

İkincisi, Sonar Istanbul oldu. Global bir festivalin dünya üzerinde sadece beş farklı şehirde olan edisyonundan birine ev sahipliği yapmak çok değerli. Geçen ay, kişisel görüşüm olarak bu zamana kadarki en iyi programla üçüncüsünü gerçekleştirdik. Tıpkı ilk iki senesinde olduğu gibi festivalin yine tüm biletleri tükendi.

Şimdi ise sırada 25 Nisan – 1 Haziran tarihleri arasında üçüncü kez düzenleyeceğimiz PSM Caz Festivali var. Tüm programlama stratejilerinde hayatımın çok önemli bir bölümünü kaplayan müziğe dair hem tecrübelerimi hem de öngörülerimi etkin olarak kullanıyorum. Tabii bunun yanında; güncel müzik trendlerini takip etme, alternatif projeleri keşfetme, kendi kitlesi olan grupları doğru tarihte İstanbul’a getirme gibi pek çok dinamik üzerinden hareket ediyoruz diyebilirim.

Türkiye hala yabancı sanatçıların gelmeye çekindikleri bir ülke konumunda mı? Bu yıl içinde zorlandığınız veya sizi şaşırtan bir booking maceranız oldu mu?

Gitgide daha iyiye giden bir sürecin içindeyiz. Fakat halen bazı dış etkenlerden dolayı ülkemize gelmek istemeyen sanatçılar olabiliyor. Bu isimlerin kararlarına saygı duyup yolumuza devam ediyoruz.

Booking macerasına gelirsek… Bir sezonda binden fazla etkinliği olan bir performans sanatları merkezinde tahmin edersin ki pek çok sıra dışı durumla karşılaşıyoruz. PSM Caz Festivali kapsamında 15 Mayıs’ta konser verecek Olafur Arnalds, performansı gereği iki özel piyano talebinde bulundu. Sanatçının booking’den çok, technical rider’ı için uzun ve titizlikle yürüttüğümüz bir çalışma oldu. Piyanoları konsere özel olarak Almanya’dan PSM’ye gelecek. Unutulmayacak bir konser olacağına eminim.

PSM Caz Festivali’nin üçüncü yılında genel bir değerlendirme yapmanız gerekirse hedeflerinizi gerçekleştirebildiniz mi? Bu yılki programı hazırlarken diğer yıllara oranla çıtayı daha da yükseltmeye mi odaklandınız? Veya şöyle sorayım; PSM Caz Festivali’ni bu yıl hangi kriterlere göre hazırladınız?

Başından beri caz çatısı altında müzikal bir çeşitlilik sunmak istiyorduk. Bu yüzden ‘Her müziğin caz festivali’ söylemini benimsedik ve yolumuza bu strateji ile devam ettik. Festivalin basın toplantısında da söylediğim gibi PSM Caz Festivali için Montreux Jazz Festival’ı örnek alıyoruz. Geçen yıl 12 gün olan festival, üçüncüsünde beş haftalık bir süreye yayılıyor. Takvimde geniş bir zamana yayılmak, programlama açısından elimizi de kuvvetlendiriyor.

Böylelikle; Alan Parsons Live Project’i, John McLaughlin’i, Enrico Macias’ı, Fazıl Say’ı, Morcheeba’yı, Chris Botti’yi, Olafur Arnalds’ı ve diğer pek çok değerli ismi aynı festival programında buluşturabildik. Tüm bunların yanında pek çok yan etkinliğimiz olacak. Hem yetişkinler hem çocuklara yönelik atölyeler, sanatçılarla buluşmalar, film gösterimleri, plak pazarı gibi ücretsiz katılımla gerçekleşecek etkinliklerle Zorlu PSM’de tam bir festival atmosferi yaratacağız.

PSM’nin yeni, genç, bilinmeyen isimleri dinleyici ile buluşturma misyonu var mı? Şehirde bir iş sergilemek, sahnelemek veya gösterim yapmak için alternatif arayan sanatçılarına kapılarını açma sorumluluğu hissediyor musunuz?

Genç sanatçılara daima yer açmak istiyoruz. Bunun için hali hazırda yaptığımız çalışmalar ve etkinlikler var. Bu konu her zaman gelişmeye, yeniliklere açık kalmalı diye düşünüyorum. Neler yaptığımızdan bahsedecek olursam. Üç sezondur devam eden, genellikle bağımsız müzik sahnesinden gruplara ve müzisyenlere sahnemizi açtığımız ‘Lokalize’ isimli bir etkinlik serimiz var.

Bununla birlikte Zorlu Holding iş birliğinde yürüttüğümüz disiplinlerarası yeni medya platformu ‘Digilogue’ kapsamında yıl içinde Future Tellers ve Sonar Istanbul +D etkinliklerde genç sanatçılar için açık çağrılar yapıyoruz. Böylelikle onlara projelerini anlatabilecekleri ve sergileyebilecekleri alanlar açıyoruz. Son olarak ise; PSM Caz Festivali kapsamında Amfi’de Jazz It Up başlığında pek çok genç caz müzisyenini ağırlayacağımızı duyurmak isterim. Başta da söylediğim gibi gelecekte bu ve benzeri etkinliklerin sayısını artırmak daimi hedeflerimiz arasında.

PSM denince tiyatro, söyleşi, gösterim ve birçok sanat dalını da kapsıyor. Bütün bu sanat dallarını bir arada organize etmek, duyurmak, planlamak büyük emek gerektiriyor olmalı. Bütün bu planlamayı nasıl bir sistemde yürütüyorsunuz?

Öncelikle şunu söylemem gerek. Zorlu PSM’de beş departman ve yaklaşık 150 çalışanımız var. Her bir çalışanımız burada olmanın değerini biliyor ve işini sanata duyduğu tutkuyla yapıyor. Aksi durumda yılda binden fazla etkinliğin gerçekleştiği ve 500 binden fazla ziyaretçinin geldiği bir performans sanatları merkezinin varlığı düşünülemez bile.

İşinde aşkla çalışan uzman bir ekibin olması, farklı sanat dallarında etkinliklerin de bir arada ortaya çıkmasını sağlıyor. Başta da söylediğim gibi, amacımız yedi gün boyunca Zorlu PSM’nin her sahnesinde bir etkinlik olması. Bizim en mutlu olduğumuz zamanlar, her bir sahnede etkinliğin olduğu, farklı tiyatro topluluklarının aynı anda prova yaptığı ve fuaye alanlarımızın dolup taştığı günler.

Türkiye veya dünyadaki müzik dünyasını uzun süredir yakından takip eden bir isim olarak, son yıllarda müzik endüstrisini genel olarak değerlendirmeniz gerekirse; dijital platformlarla da birlikte ne gibi ilerlemeler, ne gibi gerilemeler yaşandı; yaşanıyor? Müziklerde ve müzisyen profillerinde nasıl bir değişiklik var sizce? Neler gözlemliyorsunuz?

Müzik endüstrisinde ilerleme ya da gerilemeden çok, dönüşümlerin yaşandığı görüşündeyim. Özellikle 2000’lerden sonra bu dönüşümlerin çoğunun dijital ve teknoloji merkezli gerçekleştiğini görüyoruz. Müzik üretim yerlerinin stüdyolardan yatak odalarına geçtiği, CD’lerden dijital müzik platformlarına kaydığı, kısaca erişimin ve ulaşılabilirliğin maksimuma çıktığı bir dönemdeyiz.

Tüm bu süreçler, müzik dinleme alışkanlığında ve buna bağlı olarak müzisyen profillerinde değişimler yaratıyor. Bir yandan Patti Smith’in Instagram hesabı varken, diğer yandan Nils Frahm sosyal medyada yaratılan kimliklere karşı çıktığı için bir mektupla Facebook hesabını kapatabiliyor.

Kısaca; herkes bulunduğu konumu sorguluyor ve kendine cevaplar bulmaya çalışıyor. Önümüzdeki dönemde müziğin, özellikle gelişen teknoloji ile daha geniş bir kitleye hitap edeceğini düşünüyorum. Umudum bu durumun, sınırları ve eşitsizlikleri ortadan tamamen kaldırması.

Dünyanın yeni starları artık DJ’ler mi; ne düşünüyorsunuz? Yoksa o devir de kapandı; dejenere mi oldu? Starlık mertebesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Günümüzde, müzik dünyasında 30 yıl içinde starlık kavramı da değişti mi sizce?

30 yıl içerisinde starlık kavramı pek çok kez değişti diyebilirim. Çünkü eskisi gibi popüler kültür, 10-15 yıla yayılmıyor. Birkaç yıl içinde bile bambaşka bir yöne kayabiliyor. Örneğin; 2000’li yılların başında fırtına gibi esen indie-rock gruplarından kaçı halen hayatta ve eski popülerliğinde? Bu durum DJ’ler için de geçerli.

Aslında uzun süredir yeraltına inen tekno kültürünün yeniden ortaya çıkması, elektronik müzik dünyasındaki figürlerin de ayaklarını biraz daha yere bastırdı. Bunun yanı sıra rap müziğin yükselişi, tüm dünya ile birlikte ülkemizde de hissediliyor. Hali hazırda sokaklardan beslenen bir kültür, üstüne teknolojinin nimetlerini de kullanarak bir anda hayal edilemeyecek bir kitleye ulaşmayı başarıyor. Kısaca toplumsal yapılardaki değişimler o döneme ışık tutan starlık kavramını da değiştiriyor diyebilirim.

Zorlu, mimarisinin sorunlu olması nedeniyle bazı kimselerin tavır olarak gitmediği bir yer. Hatta bir söyleşide “Kuş olsak PSM’ye konmam” diyen tanıdıklarının olduğunu söylemiştiniz. Bu tarz eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz? PSM, Zorlu’dan bağımsız mı düşünülmeli?

Bu tarz eleştirileri her zaman saygıyla karşılaşıyoruz. Zorlu PSM, geçen ekim ayında beşinci yılını doldurdu. Beşinci yaşımızla birlikte paylaştığımız manifestoda yer aldığı gibi “Burası, yaratıcılıkta hayal gücü ile yarışan, sanatla dünyaya açılan bir yer.” Zorlu PSM olarak her geçen gün daha farklı kitlelere uzanıyor, daha büyük kalabalıklara kapımızı açıyoruz. Rahatlıkla ziyaretçilerimize dünya standartlarında bir deneyim sunduğumuzu söyleyebilirim ve bunu çeşitlendirerek sürdürmeye devam edeceğimizin sözünü verebilirim.