Özgür Orhangazi: Yüksek faiz politikası, geleceği ipotek altına alıyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

2025 yılında cari açık 25 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2022’de 46 ve 2023’te 42 milyar dolara ulaşan açıkla karşılaştırıldığında bu daha sınırlı bir büyüklük. Cari açığın ikinci bileşeni olan gelir dengesi, yani yabancıların Türkiye’den elde edip dışarıya aktardıkları gelirlerle Türkiye’de yerleşiklerin yurt dışından elde ettikleri gelirler arasındaki fark, son iki yılda belirgin biçimde kötüleşmiş durumda. 2025’te gelir dengesi açığı 18 milyar dolara ulaştı. Bunun temel nedeni açık: Yüksek faiz politikası ve artan dış borç stoku nedeniyle dış sermayeye yapılan faiz ödemelerinde sert bir artış yaşandı. 

Basit muhasebe şunu söylüyor: Toplam döviz çıkışı (dış ticaret açığı + dış sermayeye yapılan net ödemeler + yerleşiklerin sermaye çıkışı + net hata noksan çıkışı) yaklaşık 86 milyar dolara ulaşıyor. Buna karşılık 64 milyar dolarlık dış sermaye girişi yetersiz kalıyor ve aradaki fark rezervlerden karşılanıyor. Yüksek faiz politikası, kısa vadeli sermaye girişini teşvik ederek günü kurtarıyor gibi görünse de faiz yükünü artırarak geleceği ipotek altına alıyor. Aynı anda yerleşiklerin sistemden çıkış isteği (44 milyar dolar), bu taşıma suyun değirmeni döndürmeye yetmediğini, rezervlerin erimesine yol açtığını gösteriyor.

Sonuç olarak 2025 yılı, dış sermayeye yapılan ödemelerin rekor kırdığı, yerleşiklerin sermaye çıkışının hızlandığı ve resmi rezervlerin ciddi biçimde eksildiği bir yıl olarak kayda geçti. Türkiye’nin dış açığı son yıllarda artık yalnızca ‘dış ticaret açığı’ değil. Döviz çıkışının iki önemli kalemi daha var: Dış sermayeye yapılan faiz ve kâr ödemeleri ile yerleşiklerin yurt dışına sermaye çıkışı. Bu iki kalem hesaba katılmadan yapılan faiz ve kur tartışmaları eksik kalıyor. 

Özgür Orhangazi’nin yazısı