Türkiye’nin fosil yakıtlardan çıkış planı belirsiz. 2053’te net sıfıra ulaşmak adına hiçbir somut ara hedef ve takvim de yok.
COP 31’e bir yıl sonra ev sahipliği yapacak olan Türkiye’de; daha birkaç ay önce enerji ve maden şirketlerini bastırması ile onların önünü tamamen açacak, zeytinlik, koruma alanları, orman, mera vs. dinlemeden şirketlere tahsis eden yasa bu süreçte konuşulacak mı?
Nesli tükenen canlılara yönelik hiçbir önlem alınmaması nedeniyle Türkiye’nin doğa koruma açısından 180 ülke arasında 177’nci sırada yer alması ile iklim konferansı ev sahipliğini nasıl yan yana koyacağız?
“Ormanları korumazsak geleceği kaybederiz” diyen bilim insanlarının uyarılarına rağmen son 8 yılda 343 bin hektar orman alanının maden ve enerji şirketlerine ‘tahsis’ edilerek yok edilmesine ne diyeceğiz bu toplantılarda?
Marmara Denizi’ni ölümün eşiğine getiren ve insan kaynaklı çevresel kirlilik sonucu oluşan müsilaj sorunu henüz çözülmemişken, Kanal İstanbul gibi ekosistemi altüst edecek projelerdeki ısrar, iktidarın ekolojik gerçeklikten kopukluğunu belgelemiyor mu?
Hal böyle iken ‘dünyanın en büyük ve önemli çevre-iklim toplantısı’ olarak nitelenen COP toplantılarını niye Türkiye’ye verdiler?
Arkada ne pazarlıklar döndü bilemiyoruz ama bundan önceki son iki toplantının ev sahipliğini de Birleşik Arap Emirlikleri ve Azerbaycan gibi iki büyük fosil yakıt üreticisi ülkeye vermişlerdi. Muhtemelen yine aklımızla alay ediyorlar!..