Ekoloji hareketleri uzun süredir ilginç bir davranış alışkanlığı geliştirmiş durumdalar. Herhangi bir çevre davasında kazanılan en ufak bir dava, yürütmeyi durdurma kararı “hukuk zaferi!”, “Ankara’da hakimler var!” tezahüratları eşliğinde davul zurna ile duyurulurken kaybedilen davalarda ise herkes garip bir sessizliğe bürünüyor.
Dava sonucu olumsuz gelmişse davayı açan çevre/ekoloji örgütleri adeta kulaklarının üstüne yatarak bu duruma dair sessiz kalmayı yeğliyor. Öyle ki çoğu zaman bu olumsuz dava sonuçlarından projenin yapılmak istendiği köylülerin bile bilgisi olmuyor.
Oysa hukuksal sürece dair o projeden birinci derecede etkilenecek başta köylüler olmak üzere mücadelenin içinde bulunan herkesin net bir şekilde bilgilenmesi hem onların en doğal hakları hem de mücadelenin geleceğine dair politika geliştirmek açısından son derece önemli.
Mücadeleyi hukuka havale edip geriye çekilmemek gerekiyor. Ekoloji hareketinin tarihi böyle yapılmış ve kaybedilmiş yüzlerce deneyimle dolu.
Bir başka yapılması gereken hem fiili hem hukuki mücadele süreçlerinin olabildiğince halkla birlikte ve şeffaf bir şekilde yürütülmesi. Mücadele süreçlerini bir grup kadro ile yürütüp geniş kitleler işin içine katılmazsa bir sür sonra halkın-köylünün kendi mücadelesine yabancılaşması doğuyor.
Kazanılan davalar zafer olmadığı gibi kaybedilen davalar da bir yenilgi, bir son değil elbette. Her çevre davasıyla bize oynatılan bulmaca-buldurmacayı bir yana bırakmak zorundayız.
Olan biteni açık yüreklilikle paylaşıp takkeyi önüne, ocağa çay koyup yeniden başlamanın yol yöntemlerinin en geniş kitle ile alınması gerekiyor.