Özer Akdemir: Çevre mücadelesini kurumsal bir 'yeşil boyama' şovuna dönüştürüyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansına (COP31) ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, iktidarından muhalefetine yerel yönetimlerin ve resmi devlet kurumlarının hazırladığı etkinlik programlarına baktığımızda, çevre sorununun sıfır atık atölyeleri, kıyı temizlikleri, fidan dikimleri ve geri dönüşüm defileleri gibi yüzeysel eylemlerle geçiştirildiğini görüyoruz.

Ülkenin dört bir yanındaki ormanlar, tarım alanları, meralar, endemik türler ve su kaynakları devasa maden ve enerji projeleriyle geri dönülmez bir ekolojik yıkımı yaşarken, asıl faillerin ve yaşamsal tehditlerin görmezden gelinmesi, çevre mücadelesini kurumsal bir “yeşil boyama” şovuna dönüştürüyor.

Yerel yönetimler ve resmi kurumlar tarafından hazırlanan 2026 Çevre Haftası programları, “dünya bize emanet” ve “sıfır atık” temaları etrafında şekillenerek kentsel peyzaj, konserler ve atık toplama etkinliklerine indirgenmiş durumda. Oysa etkinliklerin düzenlendiği iller, devasa madencilik ve enerji projeleri nedeniyle geri dönülmez ekolojik krizler ve halk sağlığı sorunları yaşıyor.

Ağır çevresel sorunlarla boğuşan, belli başlı illerin Çevre Günü-Haftası için planladığı etkinliklerin içeriğine bakılınca adeta “günü geçiştirme” yüzeyselliği hemen göze çarpıyor.

Bu, aynı zamanda çok önemli çevresel sorunların da perdelenmesine neden oluyor. Halk açısından yaşamsal önemde olan temiz hava, temiz su, temiz doğaya ilişkin sorunların etrafından dolanan her türlü etkinlik bilinçli ya da bilinçsiz devasa çevre sorunlarını gizleme amacına hizmet ediyor.

Özer Akdemir’in yazısı