Ozancan Özdemir: Üniversite eğitiminde alışılagelmiş yöntemleri değiştirmemiz gerekiyor

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Tüm tartışmalarıyla, endişeleriyle ve avantajlarıyla yapay zekâ hayatımızın bir parçası. Eğitim gibi yarınımızı doğrudan etkileyecek bir olguya da ciddi etki etme potansiyeline sahip. Dolayısıyla bu etkiyi ölçmemiz, anlamamız ve bunun sonucunda eğitim kurumlarını ile eğitim biçimlerini öğrencilerin ve nihayetinde toplumun faydasına olacak şekilde belki de temelden yeniden şekillendirmemiz gerekiyor. MEF’in raporunun da bence ana mesajı bu; üniversite eğitiminde alışılagelmiş yöntemleri değiştirmemiz gerekiyor.

Bugün belki de en verimli topraklara ev sahipliği yapan Çukurova bölgesindeki üniversiteler, yeterli bütçe ve kararlı bir iş birliğiyle tarım alanında uluslararası düzeyde anılan kurumlar hâline gelebilir. ODTÜ gibi köklü bir yer, tıpkı IITG gibi İç Anadolu için bölgesel bir araştırma merkezi olarak konumlanabilir. Politika yapıcılar ise yapay zekâyı Güney Kore örneğinde olduğu gibi etik çerçeveleri gözeterek eğitime entegre edebilir ve öğrencilerin öğrenme biçimlerini analiz etmekte kullanabilir.

Yapay zekâ da bu dönüşümün motoru olabilir; ama temeli sağlam atılmadan motorun gücü boşa gider. Dört farklı coğrafyadan dört farklı üniversitenin örneği, bize en güçlü kurumların teknolojiyi bir amaç olarak değil araç olarak konumlandırdığını ve asıl gücü yapısal ve bölgesel özgünlük ile iş birliği kültüründen devşirdiğini gösteriyor. Çıkarmamız gereken ders bence şu. Yapay zekâ çağının eğitimdeki kazananları yalnızca en iyi algoritmaya sahip olanlar değil, en akıllı kurumsal dönüşümü gerçekleştirenler olacak.

Ozancan Özdemir’in yazısı