MESUDE DEMİR
@mesudedemirr
Türkiye, kişi başına düşen 1.519 m³’lük su miktarıyla ‘su sıkıntısı çeken‘ bir ülke. 2030’da kişi başına düşen su miktarı 1.120 m³’e düşecek. Ülke ‘su fakiri‘ olma yolunda hızla ilerlerken, ormanların önemi daha da artıyor. Çünkü ormansızlaşmayla kuraklık (susuzluk) arasında doğrudan bir ilişki var.

Bir yandan günler süren orman yangınlarını, diğer yandan kuraklığı konuşuyoruz. Kuraklık; tarladan, bahçeden ürün alamamaktan ibaret değil. Kentlerde yaşayanların su ihtiyacını karşılayan barajlar da boşaldı. Kesintilerle su ‘idareli’ kullanılıyor.
Kuşkusuz, orman yangınlarının da kuraklığın da iklim kriziyle ilişkisi var. Ancak şu bir gerçek ki, hem ormanlara hem de su kaynaklarına hoyrat davranıyoruz. Günü kurtarmaya yönelik politikalara gelecek feda ediliyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 6831 sayılı Orman Yasası’na eklenen Ek 16’ncı maddeyle orman sınırları dışına çıkarma yetkisini ‘cömertçe‘ kullanması; orman yangınları ve odun üretimi gibi sebepler, ormanlarımızı tüketiyor.
‘Orman yağışı, yağış ormanı besliyor‘
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Mühendisliği, Ormancılık Politikası ve Yönetimi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Cihan Erdönmez, Diken’in sorularını yanıtladı.
İklim değişikliğinin atmosferde biriken sera gazlarıyla alakalı olduğunu hatırlatan Erdönmez, ormanların yağışlara katkısını şöyle anlattı:
“İklim değişikliği yangınları artırarak ormanları azaltıyor. Ormanlar azaldıkça, iklim değişikliği körükleniyor. Ancak ormanlar da iklim değişikliğiyle mücadele ediyor. Sera gazlarını depolayan en önemli karasal ekosistem ormanlardır.
İklim değişikliğini bir kenara bıraksak bile orman, bölgedeki yağış miktarını artırıyor. Çünkü ormanlar havaya su buharı bırakıyor (terleme–evaporasyon). Topraktan aldığı suyun bir kısmını fotosentezde kullanırken bir kısmını da atmosfere transfer ediyor. Tıpkı insanlar gibi terliyor. Havadaki su buharının artması, yağış miktarını yükseltiyor.
Dolayısıyla ormansızlaşmayla susuzluk ve kuraklık arasında doğrudan bir ilişki var. Yağışlı yerlerde orman çok oluyor, ikisi birbirini besliyor.”
Madenlere feda ediyoruz
Ormanlar ve zeytinlik gibi ağaçlık alanlar, birkaç yıl aktif kalacak madenlere feda ediliyor. Oysa madenciliğin de kuraklığa katkısı büyük. Madenler toprağın yapısını değiştiriyor. Yeraltı suları ve yüzeysel su akışı bozuluyor.
Erdönmez, madencilik yapılabilmesi için bitki örtüsünün tıraşlanması gerektiğini vurguladı:
“Bu, başlı başına toprak erozyonunu artırıyor ve yağışla gelen suların yeraltına sızmasını engelliyor. Böyle olunca yüzeysel akış sele, taşkınlara dönüşüyor. Su gidiyor, kullanılamaz hale geliyor.
İster kapalı ister açık ocak madenciliği yapılsın, yeraltı sularının dengesi bozuluyor. Kapalı madencilikte tüneller, yeraltı sularının akışını bozuyor. Açık madencilikteki büyük çukurlar da aynı şekilde dengeyi bozuyor. Ayrıca bazı madenlerde kimyasallar kullanılıyor, dinamitler patlatılıyor. Bu da suyu kirletiyor.”
Tahsisler envanterden düşürülmüyor
Resmi rakamlara göre Türkiye’nin yaklaşık 23,3 milyon hektar ormanı var. Bu, ülkenin neredeyse yüzde 30’u orman demek. Ancak tahsis edilen bölgeler envanterde hâlâ ‘orman‘ olarak görülmeye devam ediyor. Yani madenlere, enerji şirketlerine tahsis edilen; üzerinde ot bile bitmeyen alanlar, mülkiyeti değişmediği için yasal olarak orman sayılıyor.
Erdönmez, sadece ormanların miktarı değil niteliği üzerine de düşünmek gerektiğini söyledi:
“Öyle nitelikli ormanlar olabilir ki, yılda 100 milyon ton karbon stoklayabilir. Ama 23,3 milyon hektar ormanınız vardır, 50 milyon ton bile karbon stoklamayabilirsiniz.
Ağaçların sıklığı, toprağı örtme düzeyi, yaş kalitesi, yaş dağılımı, diğer bitkiler, hayvanlar, toprak altı ve içindeki fiziksel-organik yapı gibi pek çok faktör ormanın niteliğini belirler.
Karbonu asıl tutan orman toprağıdır. Toprağın kalitesini bozacak her faktör, ormanın niteliğini de bozar. Ormanı parçalayan her türlü tesis, maden işletmesi, enerji yatırımı, yol, havalimanı, köprü, piknik alanı vs… aklınıza ne gelirse.”
Ek 16’ncı madde ormanların kaderini değiştirdi
Orman açma ve işgal suçları artıyor. Ormanın içine site, ev, ahırla vs. ‘sızanlar’, Orman Kanunu Ek 16’ncı maddeyle adeta ödüllendiriliyor. Alanın orman statüsünden çıkarılmasıyla cesaret bulan başka işgalciler de artıyor.
Erdönmez, söz konusu maddenin ormanlara büyük zarar verdiğini düşünüyor:
“Tahsislerle bu ormanları sonsuza kadar kaybediyoruz. Orman yangınlarından sonra hiç olmazsa Anayasa hükmü uygulanıyor. Yanan alanlara başka bir şey yapılmasına izin verilmiyor, yeniden ormanlaştırılıyor.
Ormanlaştırma yöntemleri doğru mudur, o tartışılır. Ama en azından kamuoyundaki yaygın bilginin aksine, yanan alanlar imara açılmıyor, otel yapılmıyor.”