NUR BANU KOCAASLAN
Bundan dört yıl önce İstanbul Narkotik Şube’de gözaltına alınarak çıplak aramaya maruz kalıp sözlü ve fiziki polis şiddetine uğramasının ardından hayatına son veren Onur Yaser Can’ın ifade tutanaklarını değiştirdikleri gerekçesiyle iki polisin ‘evrakta sahtecilik’ suçundan yeniden yargılandığı dava bugün görüldü.
Duruşma ailenin talepleri kabul edilmeyerek 26 Mayıs’a ertelendi.
Can’ın 2010 yılında ölümüne karıştığı öne sürülen yedi polisten sadece ikisi hakkında dava açılmış, o iki polis de ‘evrakta sahtecilik’ten yargılanıp 2 yıl 6 ay ceza almış, ancak aile hafif ceza verilmesi sebebiyle davayı Yargıtay’a taşımıştı.
Yargıtay davayı usül yönünden bozarak yeniden yargılamanın önünü açtı. Onur Yaser’in annesi Hatice Can, üç buçuk yıl süren hukuk mücadelesinin ardından intihar etmişti.
Bir kez daha soruşturmanın genişletilmesi istendi
İstanbul 6’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlanan davada Can ailesinin avukatları, bu davanın sadece bir evrakta sahtecilik davası olamayacağını belirterek Onur Yaser’i yakalayıp ‘sorgusunda bulunan ve işkence uygulayan yedi polisin’ de yargılanması için soruşturmanın genişletilmesini istedi. Bu yüzden mahkeme heyetinden Onur’un yakalanıp ifadesinin alındığı ve polislerle temas ettiği andan itibaren tüm kayıtların bulunduğu hard disklerin bilirkişi incelemesinin yapılarak dava dosyasına girmesini talep edildi.
Bir diğer talep ise yedi polisin cep telefonu sinyal bilgilerinin incelenmesi ve böylece yerlerinin tespit edilmesiydi.
Onur Yaser’in babası da mahkeme heyetine polis memurlarının oğlunu karakola götürmeleriyle ilgili fotoğraf ve CD’yi sunarak soruşturmanın yedi polisin yargılanması yönünde genişletilmesini talep etti.
Ret, ret…
Mahkeme heyeti, ‘işkence’ye karışan polislere ilişkin soruşturmanın genişletilmesi talebini reddetti. Telefon sinyallerinin tespiti isteği de kabul edilmedi.
Sadece ‘evrakta sahtecilik’le yargılanan iki polise ilişkin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Şube Müdürlüğü’nde bulunan harddisklere el konulmasına hükmedildi.
Bu dava bir işkence davasıdır
Diken’e mahkeme heyetinin kararını değerlendiren Can ailesinin avukatı Ercan Kanar, mahkemeye başından beri soruşturmanın genişletilmesi talebinde bulunduklarını ancak bu talebin kabul edilmediğini anlattı.
Ercan, mahkemenin seyrinden, davanın bundan önce Yargıtay’ın bozduğu karardaki gibi sadece tutanakları değiştiren polislere yönelik işleyebileceğini anladıklarını dile getirdi.

Mahkemenin yüzeysel kararlar verdiğini savunan Ercan şunları söyledi: “Soruşturmanın başından beri Emniyet Genel Müdürlüğü ve Narkotik Şube Müdürü de dahil diğer polislerin de yargılanması için suç duyurusunda bulunduk. Ancak mahkeme bunları kabul etmek istemiyor. Bu davanın sadece evrakta sahtecilik değil, insan ölümüne yol açan bir işkence davası olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu devletin işlediği bir suçtur ve bu davanın peşini bırakmayacağız.”
Ercan, yargılanma sürecine ilişkin AİHM’e başvurduklarını da belirterek yakın zamanda adil yargılanmanın ihlali ve yaşam hakkı ihlaliyle ilgili olumlu bir karar beklediklerini söyledi.
İki canımızı kaybettik, gözardı edemeyecekler

Hukuk savaşını babası Mevlüt Can’la birlikte üstlenen Onur Yaser’in kardeşi Ezgi Can da Diken’e yaptığı açıklamada sanık polislerin yalan söylediğini, Onur’u yakalayan polisler olmamalarına rağmen bu suçu üstlendiklerini anlattı.
Can, “Elimizde Yaser’i diğer ekibin yakaladığına dair kanıtlar var, bunları mahkeme heyetine sunduk. Bu polisler ‘Yaser’i biz yakaladık’ diyerek yalan beyanda bulunuyor. Ama maalesef mahkeme heyeti bunun davayla ilgisi olmadığına karar verdi” diye konuştu.
Sanık polislerin iddia ettikleri gibi Onur Yaser’i yakalamadığını belirten Can, olaydaki sorumluluklarını da şöyle anlattı: “Bu iki polisten biri sahte tutanaklar düzenleyip, Yaser’i iyi polisi oynayarak ikinci kez şubeye çağıran Soner Gündoğdu, diğeri ise Yaser’in ifadesinin de değiştirildiği bu sahte tutanakları tehdit ve zorla, loş bir ortamda kendisine imzalattıran polis Salih Bahar. Bunlar Yaser’i kendilerinin yakaladıklarını, ifadesini aldıklarını ve ilk ifadede yaptıkları ‘sözde’ tarih ve saat hatalarını değiştirmek üzere kendisini tekrar emniyete çağırdıklarını iddia ediyorlar. Ama kamera kayıtlarına göre bu polisler Yaser’i yakalayıp ilk ifadesini alanlar değil.”
Can, sanık polislerin neden bu suçu kabul ettiklerine ilişkin sorumuzu ise şöyle yanıtladı: “Yaser’i yakalayan ifadesini alan ve işkenceyi yapan başında komiser H. A. ‘nın, ve polis memurları O.Ü. ve M.U.’nun bulunduğu başka bir polis ekibi ve sanık polisler de Yaser’in ifadesini değiştirmek üzere bu ilk polis ekibi tarafından görevlendiriliyorlar aslında.Üstlerinin tüm işkenceye rağmen alamadığı itirafı almak için görevlendirdiği maşaları bu polisler.Neden yalan söylüyorlar, ne gizleniyor? Bir insanın ölümüne sebep olan sistematik, organize bir işkence var ortada. Gizlemeye çalıştıkları bu. Ama biz foyalarını tek tek ortaya çıkartacağız, sonuna kadar mücadele edeceğiz.”
Can’ın bundan sonra nasıl bir yol izleyecekleri sorusuna yanıtı ise, “Vicdani, adil bir yargılanma yapılmıyor. Heyetin değiştirilmesini isteyebiliriz. Biz iki canımızı kaybettik. O kadar kolay değil işkenceyi gözardı etmeleri” oldu.