Galatasaray’ın Nijeryalı yıldızı Victor Osimhen’in önceki gün The Players’ Tribune’de kaleme aldığı hayat hikayesini okudunuz mu? Okumadıysanız mutlaka okuyun. Futbolun ‘başarı öyküsü’ diye paketlenmiş ezberini kırıp, içini gerçek ayrıntılarla dolduran harika bir yazı. Osimhen, hikayesini anlatmaya kendi adını saklaması gereken bir çocukluk duygusuyla başlıyor; çünkü onun dünyasında isim, çoğu zaman korunması gereken bir şey değil, kolayca ezilip geçilebilecek bir ayrıntı. “Kimse benim adımı bilmemeliydi” diye başlıyor metin ve daha ilk satırda bize şunu sezdiriyor: Bu hikâyeyi ‘romantik bir yükseliş’ gibi okumaya kalkarsak, asıl meseleyi kaçıracağız.
Trafikte su satarken ‘en hızlı çocuk’ olmaya çalışıyor Osimhen. Hız, onun için yetenekten önce bir zorunluluk. Işık yeşile dönmeden arabanın yanına yetişmek demek, o gün eve ekmek götürmek demek. Osimhen’in sahada sık sık attığı o sert deparları da böylece sadece antrenmanda öğrenmediğini anlıyoruz.
Osimhen, hayranlık uyandıracak bir şekilde, yoksulluğun ‘çok çalışana kapı açtığı’na dair tatlı masallara da yaslanmıyor. Tam tersine katıldığı ilk büyük seçmelerde elenmesi, “Çalışırsan başarırsın” klişesini paramparça ediyor.
Galatasaray’ı tercih etmesinin de düz bir ‘transfer’ gibi okunmaması gerektiğini söylüyor Osimhen. Çünkü onun derdi sadece yüksek bir maaş ya da rahat bir hayat değil; gerçekten bağ kuracağı bir yer arıyor. Nitekim İstanbul’a inişinde onu karşılayan kalabalık, ona futbolun hâlâ insani bir karşılığı olabileceğini hatırlatıyor.