Küba, devrimin ilk yıllarında yani 1960’ların başlarında ve Sovyetler çöktükten sonra 1990’ların başlarında yaşadığı iki büyük çöküş sonrasında bugünlerde üçüncü büyük daralmayı ve çaresizliği yaşamakta. Belki bu hepsinden de kötüsü, çünkü ABD Küba’yı bu defa ele geçirmeye daha kararlı. Trump, açıkça, “Cuba is next” = “Sıradaki Küba” diyor. Hafife alınamaz.
Küba’ya destekler düzensiz ve yetersiz de olsa sürüyor. Ama AB tam bir ikiyüzlülük ve ABD işbirlikçiliği içinde! Tek sorun Trump değil elbette. Ambargolar J. Kennedy’den beri sürüyor. ABD yönetimi ve büyük sermayesi şimdi anti-Küba politikalarında daha da öne çıkmış durumda.
Küba, öncü olduğu sağlık kollarında bile artık yetersiz kalıyor, büyük bir ilaç kıtlığı yaşıyor. Haziran 2026’da Küba’ya yönelik yaptırımların sıkılaştırılması sonucunda Küba, yabancı bankalara ait kredi kartlarının kabulünü durdurmak zorunda kaldı.
Şimdi Küba Komünist Partisi bu iktisadi soykırım politikalarına karşı bir “yeni ekonomik dönüşüm paketi” açıkladı. 176 maddelik bu reform paketinin bazı maddeleri özel sektöre ve özel yatırımlara daha fazla alan açması, kimi özelleştirmelere imkân tanıması, tarımsal üreticilerin ürünlerini serbestçe belirleyebilmesi, turizmde yeni yatırımların önünün açılması için kolaylıklar sağlanması gibi düzenlemelere yer veriyor.
Büyükelçi Palacios’un bir “çatışma senaryosunu” hiçbir biçimde düşünmediklerini de anlayabilmek gerekiyor: Dünyanın dev emperyalist ülkesinin kol mesafesindeki bir ada ülkesinin -Sovyetler Birliği gibi bir denge unsurunun da olmadığı yani yalnız bırakıldığı bir dünyada- emperyalizme karşı silahlı direniş kapasitesinin sıfır olduğunu kavramak gerekiyor.
Ben, Küba’nın tavrını stratejik bir savunma mekanizması olarak görme eğilimindeyim. Küba halkının ve komünist yönetiminin direngenliğine inanmayı sürdürmeliyiz. Küba halkı bunu da atlatacaktır.