Aslında Osmanlı’dan günümüze tarihimizin her aşamasında iktidarlar sadece kendini destekleyen gazetecilere sıcak baktı, diğerlerini sakıncalı buldu.
Birkaç örnek vermek istiyorum:
Abdülhamid döneminde gazetelerde tahtakurusu sözcüğünün yazılması yasaklanmıştı. Dizgicilerin yanlışlık yapıp “tahtı kurusun” diye yazmalarından korkuluyordu.
Aynı şekilde grev, suikast, ihtilal ve burun sözcükleri de yasaktı. Burun, Abdülhamid’in büyük burnunu çağrıştırır gerekçesiyle yasak listesine alınmıştı.
Basına yönelik baskılar Cumhuriyet döneminde de sürdü.
Basın, DP iktidarı döneminde de baskılardan kurtulamadı.
Halkçı gazetesi, iktidara muhalefet ediyordu. Bu yüzden gazetenin başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın yargılandı ve 26 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yaşı 70’i aşan Yalçın bir sabah polisler tarafından evinden alınarak cezaevine götürüldü.
1954’den 1960’a kadar bini aşkın gazeteci hakkında kovuşturma yapıldı, bunlardan 250’den fazlası mahkûm oldu. Bedii Faik, Cüneyt Arcayürek, Metin Toker, Oktay Verel, Beyhan Cenkçi, Naim Tirali, Ahmet Emin Yalman hapis cezasına çarptırılan gazeteciler arasındaydı.
27 Mayıs 1960’daki askeri darbeyle DP iktidarı sona erdi ama gazetecilerin kaderi yine değişmedi.
Örneğin, DP’yle en sert mücadele eden gazetecilerden biri olan Aziz Nesin, bu partinin darbeyle düşmesinin ardından yine sakıncalılar listesine girdi, 1961’de Tanin gazetesinde çalışırken polisler tarafından gözaltına alındı.
12 Mart 1971’de başlayan ve Ekim 1973’deki seçime kadar süren yeni darbe döneminde ise basın bir kez daha ağır baskılarla karşılaştı.
Bu dönemde yargılanan ve haklarında 1.5 yıldan 34 yıla kadar hapis cezası istenen gazeteciler arasında Çetin Altan, Doğan Koloğlu, Osman Arolat, Tektaş Ağaoğlu, Mümtaz Soysal, Süleyman Ege, Vahap Erdoğdu, Muzaffer Erdost, Turhan Dilligil, Zeki Kılıç ve İsmail Beşikçi de bulunuyordu.