Türkiye siyasetinde bazen Hazine yardımından yararlanmak, bazen yeniden seçilme olanağı elde etmek, bazen iktidar olanaklarından yararlanmak ya da TBMM’de grup kurmak gibi birçok gerekçe ile milletvekili transferlerine sıklıkla tanıklık edilir. Tümünün gerekçesi farklı görünmekle birlikte, maddi ya da manevi güç devşirmek, gittiği yere güç katmak, gelinen adresin de güçlü görünmeyi sağlama arayışı temel motivasyon olarak ortaya çıkar.
Ama gerekçe ne olursa olsun ya da nasıl sunulursa sunulsun toplumun değerlerine çok uygun olmayan bu tercih, siyasetçilerin ya da partilerin karnesine olumsuz bir niteleme düşmesine neden olur. “Hizmet, fedakarlık, halkın yararı…” gibi parlak sözlere karşın her zaman “Ne vadedildi, ne aldı, ne alacak?” sorularının yanıtı aranır.
Sadece ayrıldıkları yerlerin sevilmeyeni değil gittikleri yerlerin de güvenilmezi olarak konumlandırılırlar. İstisnai örnekleri olmakla birlikte çoğunun siyasi yaşamının sürekliliğinin olduğu da pek görülmez.
2001’de yola çıkarken bir anda 51 milletvekilini partisine katabilen AKP’nin şimdi büyük beklentilere karşın iki milletvekili ile yetinmek zorunda kalması da üzerinde düşünülmesi gereken siyasal bir gerçek. Esas büyük transferlerin Ekim ayında yapılacağı yönünde bir propaganda pompalanıyor ama AKP’nin artık profesyonel siyasetçiler için çok cazip bir adres olmadığı da gerçek.
Üstelik de başka partilerin inayetiyle seçilme şansı elde eden, çözülme sürecinde olan, bir genel seçimde bulundukları yerlerde yeniden seçilme şansını yakalayamayacak onlarca milletvekili bulunmasına karşın AKP artık koşa koşa kapısı çalınacak bir parti görünümü vermiyor.