“İfade özgürlüklerinin” hak olarak içselleştirildiği ülkelerde, muhalefet ve iktidarın kamuoyuna kendilerini duyurmak ve tanıtmak açısından eşit araçlara sahip olmaları, en doğal koşuldur…
İfade özgürlüklerinin gözetildiği diyarlarda, adayların hiçbir şartlanmaya maruz kalmaksızın görüş dile getirmeleri, görüşlerini hiçbir kısıtla karşılaşmaksızın paylaşmaları, linç ve şiddete muhatap kalmaksızın kampanya yapmaları ve medyaya, özellikle de devlet medyasına, hükümet partisi adaylarıyla eş koşullarda ulaşmaları kesinlikle olmazsa olmazdır.
Özgür ve adil seçimlerin, “hilesiz sandık”la yan yana anılan kriterleri bunlar…
Son yıllarda bunlara “post gerçek-post truth” ile mücadele de eklendi.
Post-gerçek, yani “yalan, iftira, montaj, kara propaganda” üzerine inşa edilen “sahte/fake” anlatılar, “Orwell-vari distopyalar”a gelişmiş demokrasilerde bile kapı araladı.
Zor zamanlar yaşıyoruz.
Ama illaki bir yerlerden başlamak lazım.
Söylenebilecek tek şey: Haklarınıza sarılın.