Ukrayna’nın NATO’ya katılımının söz konusu olduğu, Rusya’nın ”nükleer bir güç olduğunu hatırlatma gereği duyduğu”, Irak ve Maliki konusunda dünyanın Türkiye’nin dediği noktaya geldiği, Suriye meselesinde Türkiye’nin çaldığı erken alarm zillerine tekabül eden ne varsa hepsinin gerçekleşmiş olduğu bir konjonktürde, Erdoğan yine o masada.
Çünkü bu Batılı, küresel güçlerin şöyle bir huyu var. İstemedikleri adamı her türden ekonomik manipülasyon, psikolojik harekât, sosyal mühendislik yoluyla yıldırıp pes ettirmeye çalışırlar ama o ülke, o adam her şeye rağmen ayakta kalıyorsa, saygılı bir geri adım atıp zarif bir mesafe alarak oyunu yeniden kurarlar. İç dinamiklerin direnmesi, konjonktürü yeniden belirler.
”Erdoğan’sız Türkiye” diye çıkılan macera da böylece ”Erdoğan’lı bir dünya” olur.