Faiz giderleri yıllar itibariyle çığ gibi büyüyor. Şöyle ki;
2025 yılında 1 trilyon 950 milyar lira olarak öngörülen faiz giderleri 2 trilyon 54 milyar lira olarak gerçekleşmiş.
2026 yılında 2 trilyon 741 milyar lira olarak hedeflenen faiz giderlerinin 2 trilyon 824 milyar liraya çıkacağı anlaşılıyor ki 2027-2029 Orta Vadeli Program’da 2 trilyon 830 milyar lira olarak revize edilmiş.
2027 yılında da faiz giderleri 3 trilyon 975 milyar lira olarak hedeflenmiş.
Yani son 2 yılda faiz giderleri neredeyse 1 kat artış sergilemiş.
Tabii bu faizlerin kaynağı ya da nedeni borçlanma. Hazine’nin kısa ve orta vadeli Türk Lirası ve döviz cinsi yurt içi ve yurt dışı borçlanmaları var.
Bu borçlar çığ gibi artışını sürdürüyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Eylül 2026 tarihli Kamu Borç Yönetimi Raporu’nda borçlanmanın makus seyri sergilenmiş.
Açıkçası frensiz bir borçlanma stratejisi devam ettiriliyor.
Borçlanma bir gerekliliktir, vazgeçilmezdir. Kişilerin, ailelerin, kurumların, kamunun çeşitli şekil ve zamanlarda nakit gereksinimine bağlı olarak hep borçlanma ihtiyacı olur.
Dünyadaki aşırı borçlanma çılgınlığına da bakınca bizim kamu kesimi iç ve dış borçlarının diğer ülkelere göre çok fazla olmadığı da açıktır. Yani kamu borç stokumuz genelde düşüktür.
Bizim eleştirimiz, borçlanmanın frensiz ve hesapsız sürdürülmesidir. Üstelik bu gidişatın giderek borçlardaki artış ve vadelerdeki azalış şeklinde olmasıdır.