BURAK KILIÇ
@kaburet
Hiç lafı eveleyip gevelemeyeceğim. Sonda yazacağımı başta yazayım.
Dünya derbisi dediğin böyle olur.
Bu Inter-Milan’da da böyledir, Real-Barca’da da. Ha olmayanı var mı? Var tabii ama bu da bir türdür. Kavganın spor içinde olmadığını söylemek kadar büyük yalan yok.
Ne demek ya kavga yok? Bir topluluk önünde oynanan, manevi geçmişi, bir hikayesi olan her müsabakada gerginlik olur. Bunu tetikleyecek karakterler de o sahada olursa kavganın çıkması yanlış değil doğaldır.
Peki gençlere örnek olmak?
Ha her şeyimizle örneğiz de bir futbol kaldı değil mi? Bırakın babam bu işleri. Devlet süper, müfredat müthiş, sokak pırıl pırıl ama saha içi kötü(!). Gençler bunu örnek almaz. Hayattan bu kadar kopuk örnek vermeyin. Bahsedilen gençlerden pek çok insan tanıyorum. Herhangi biri bunu örnek alacak kadar zekâsız değil. Eğer o gençleri bir şey etkileyecekse, Cumhurbaşkanlarının şehit övgüsü etkiler, mafya dizilerinde galip gelen siyah takım elbiseliler etkiler, karısını döven, tecavüz eden ama tutuksuz yargılanan-beraat alanlar etkiler. Belhanda’yla Soldado’nun kafa kafaya gelmesi en fazla bir çay içerken, bira içerken konuşulur sonra konu masada kalır.
Futbolda cinayet olmadı mı?
Burak Yıldırım’ı bıçaklayanın bahanesiydi futbol. Sebebi değil. Mühendis Oktay’ı öldüren adam zaten doğduğundan beri şiddetin içinde büyümüştü. Futbol yüzünden değil, kolayında futbolu bulduğu için birini öldürdü. Futbol olmasa o şiddet başka yerden çıkacaktı. Bıçaklayacak adam “Ne baktın” diye de bıçaklar. Varsa elinizde örnek buyurun konuşalım. Ama lütfen o örnek ütopyaya ait değil Fikirtepe’ye, Sarıgöl’e ait olsun.
Bu kadar şeyi neden yazdım? Çünkü bu ikiyüzlülükten utanıyorum. Hem reytingini bu işlerden kazan hem bundan içten içe memnun ol hem de maske takıp “Yaaa ne ayıp” de. Hadi abisi.
Geçelim bakalım… Futbola
Maç kadroları açıklandığında aklımda iki şey canlandı. Ya Terim 6-0’ın rövanşını alacak ya Fenerbahçe Terim’e büyük bir sürpriz yapacak. Fenerbahçe’de vekil hoca Koeman benim sezon başından beri savunduğum kadroyu sahaya sürdü. Eğer toplamda bu kadar yeteneksiz bir takımın varsa elindeki tüm silahları sahaya süreceksin. Benzia’sı, Valbuena’sı, Elif’i Barış’ı ne varsa artık. O topla sen oynayacaksın. Tabii bu Arena deplasmanı için uygun muydu, tartışılır. Ama Galatasaray’da bunca eksik varken denemeye değerdi. Nitekim işe de yaradı.
Gole kadar Galatasaray’ın pozisyona girdiği söylenemez. Fenerbahçe ise iki tehlikeli akın yarattı bu sürede.
Burada biraz geri sarıp, Galatasaray’ın sahaya çıkan ilk 11’ine bakalım. Galatasaray’ın arka 4’lüsünde oyun kurma yeteneği olan tek isim genç Ozan. O da yaşı gereği haliyle biraz garantici. Hal bu olunca. Akla ilk uzun top geliyor. Orta alanı bypass edip şişirilecek topun ribaundunu Belhanda-Ndiaye ile toplama fikri mantıksız değildi ama Eren’le kıymetliydi bu düşünce. Eren ısınırken sakatlanınca Terim’in yaratıcılığına kaldı Galatasaray.
İmparatorsa kendine o kadar güveniyordu ki; bu işlere kafa yoracağı esnada saha içinde ‘fotoşov’ yapıyordu. Keşke formsuz Sinan ve Rodrigues arasında nasıl bir bağlantı kuracağını da bu kadar düşünseydi. Fenerbahçe’nin 30 metreye kadar indirdiği takım boyunda iyiden iyiye preslendi Galatasaray. Tam oyunu açacak çare aranırken bir duran topta, takip hatası yapan Frey’in boşluğu değerlendirildi ve Terim’in özgüveni tazelendi. İlk yarı düdüğüne kadar geçen sürede Fenerbahçe skoru korumayı yeğledi.
İkinci yarıya çıkarken tahminen Fenerbahçeli oyuncular Koray Şener’in vefat haberini almıştı. Bu onlar için tetikleyici bir unsur olmuşa benziyor. İkinci yarıda ilk yarının o son 15 dakikasındaki çaresiz görüntü yoktu. Diş geçiren bir Fenerbahçe vardı. Galatasaray’da ise oyuncularla Terim’in beklentileri farklıydı. Oyuncular enerjilerini daha temkinli kullanmak isterken Terim tabelada farklı skor görmek istiyordu. Fenerbahçe’deki inatçılığı 50 bin kişi içerisinde bir Terim okuyamadı. Müdahale etmedi. İlginçtir ki Galatasaray yine bir duran top sonrası Linnes’in İskandinav füzesiyle farkı ikiye çıkardı. Aşığıyız ayak dışıyla kapatılan şutların.
Gelgelelim yine pozisyon yoktu. Yine kalesinde tehditler vardı Galatasaray’ın ama Terim gözünü bir türlü açmıyordu. Her geçen dakika özgüveni biraz daha okşandı.
Terim’e yazar
Fenerbahçe’de ise sezonun geride bıraktığımız süresinde olan şey yoktu. Normal şartlarda sarı-lacivertlerin çaresizlik içerisinde taktik disiplinden şaşmaları gerekirdi. Ama dayak yedikçe kuvvetlenen Tyler Durden gibi saldırdıkça saldırdı. Penaltıyla alakası olmayan bir pozisyondan bulunan golle bu inatçılıkları, inançla perçinlendi. Bu dakika sonrasındaysa Galatasaray’ın yedek kulübesinde hayaletler dolaşıyordu. Yalnızca kenardan bağıran bir adam, sahada komutları yerine getirmek için yeterli enerjisi bulunmayan oyuncular ve kopukluklar silsilesi vardı. İkinci golde Galatasaray’ın ilk kızacağı kişi, yerde oturup hakemi bekleyen Belhanda olmalıydı. İkinci isimse topa 70 metre uzakta durup sahayı daraltmayan Rodrigues olmalı. Hakem heyeti üçüncü sırada olmalı. Hakemi ben de suçlarım. 50 defa yazdım bunu zaten, iyi hakem yok. Hakemi geçecen o yüzden. Orası çözümsüz. Sen kendine bakacaksın.
Eren’le birlikte beşinci adale sakatlığı oldu.
Daha sezonun 1/3’ü bitmeden nasıl bu kadar sakat oluyor?
Neden 2-0’ken yorulan oyuncularına değil de tribünlere bakıyorsun?
Oyuncu değiştirmek için iki gol yemeyi neden bekliyorsun?
Neden Selçuk kessin, savunmacı Maicon vursun? Yıl 2018 değil de 1978 mi?
İsviçre maçında Şifo, bugün Hasan Şaş… Neden senin yardımcıların sen her skoru beğenmediğinde maç sonu rakibine saldırıyor?
Fırat Aydınus’a ben de kızayım. Hadi hep birlikte kızalım.
Çözüm geldi mi? Yok…
Abdurrahim Albayrak da Fatih Terim de kendilerine bunu sormalı. Terim’in milli takım sonrası uslu çocukluğu bu maça kadardı. Eskisini hiç özlememişiz ama hoş geldin diyelim yine de.
2-2 sonrası oyun yine Fenerbahçe’ye dönüktü ama oyuncuları kenardan itecek bir teknik adam olmayınca geri dönüş taçlandırılamadı.
Maç sonunda olanlar ise başlı başına saçmalıktı. Soldado ‘tecrübeli.’ Kimin üzerine oynayacağını biliyor. Belhanda zaten bildiğimiz gibi manik-depresif. Bir futbol çakalıyla, bir yarım akıllı didişince diğerleri de dahil oldu. Konu bundan ibaret. Öyle büyük büyük okumalar yapmaya gerek yok. Bu oyunda teknik de var, taktik de var, kavga da var. Buralarda durum bu. Bu oyun böyle oynandı hep bundan sonra da böyle gider.
Ha ülkede devrim olur… O zaman bakarız futbolda kavgaya, neler yapılabileceğine.
Devrime kadar, yaşasın kaos!