Bir ülke aynı anda hem dünyanın en kötü hukuk sistemlerinden birine, hem en kötü ifade hürriyeti tablosuna sahipse… Birlikte yola çıktığı bütün ekonomiler başını alıp gitmişken hala yerinde sayıyorsa… Bir yandan OECD’de en kötü eğitim kalitesiyle yaşıyorsa… İhraç ürünleri Avrupa’dan en çok geri çevrilen ülkeyse… Hatta taksi şoförleri turistlerden en çok şikayet alıyorsa… Bütün bunların sıradan sebepleri olamaz. Orada işler yolunda gitmiyordur.
Yapılması gereken ise yasaklamalar, hapisler değil siyasi rekabeti güçlendirmek; herkese eteğindeki taşı dökme imkanı tanımak ve fikirde, vizyonda yarışı temin etmektir. Bundan gayrısı herhangi bir mesele için çıkmaz yoldur ve kaybedilen her dakika daha kötüye gidiş demektir.
Türkiye şu anda örgütlü/örgütsüz, politik/apolitik, muhalif /muvafık bütün unsurların kendisini serbestçe ifade etmesine ve serbestçe yarışmasına hava gibi su gibi muhtaçtır. Devasa sorunlarla uğraşan ve bazıları sahipsizlikten semirmekte olan bir ülkenin yapması gereken hukuku rahat bırakıp demokrasinin önündeki engelleri kaldırmaktır. Zira, Türkiye’nin tek doğal kaynağı millet iradesi ve seçmenin serbest tercihidir. Bu zenginlikten mahrum kalmanın neticesi ise fakirlik, huzursuzluk ve umutsuzluktur.