Murat Sururi Özbülbül: Tutuklamanın bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi masumiyet karinesine derinden aykırı

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bu soruyu Fatih Altaylı için sordum ama bu soru elbette sadece onun için değil, başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olmak üzere tutuklu olarak yargılanan bir çok belediye başkanı, siyasetçi, bürokrat, basın emekçisi, iş insanı ve hatta sıradan vatandaş için de aynen geçerlidir.

Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki tutuklama bir ceza yöntemi değil, sadece yargılama sürecinin sağlıklı yapılabilmesi için zorunlu hallerde uygulanan bir önlem olmalıdır.

Tutuklamanın bir cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi hukukun temel ilkesi olan masumiyet karinesine derinden aykırıdır. Hüküm giyip cezası kesinleşmemiş bir kişinin tutuklanarak özgürlüğünden mahrum edilmesi sadece masumiyet karinesine değil aynı zamanda insan haklarına da aykırıdır.

Kişiden alınan özgürlüğün ve zamanın geri verilmesi mümkün olmadığı için gereksiz ya da yanlış tutuklamalar geri dönüşü olmayan bir cezalandırma olarak kabul edilmeli ve muhakkak suretle engellenmelidir.

Fatih Altaylı özelinde delilleri yok etme ya da karartma olasılığı yoktur. Kaçma olasılığı ise sıfıra yakındır. Çünkü Altaylı zaten yurt dışındaydı bir takım davaların açılacağı konuşuluyordu, mahkemeye çıkmaktan çekinse kaçmasına gerek yoktu memlekete hiç gelmez olur biterdi.

Sonuçta bu kaçma sorununu çözmek istiyorsan bir sürü medeni ve teknolojik çözüm yolu bulunabilir, insan haklarına aykırı yöntemleri kullanmaya ne gerek var?

Murat Sururi Özbülbül’ün yazısı