Murat Muratoğlu: Düpedüz alışveriş göçü!

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bakın, Bankalararası Kart Merkezi’nin rakamlarına göre yılın ilk altı ayında Türklerin yurt dışında kredi kartıyla yaptığı alışveriş 472.5 milyar liraya ulaştı. Geçen yıla göre artış yüzde 57.7…

Peki ya yabancıların Türkiye’deki kredi kartı harcaması? 226.1 milyar lira! Artış yalnızca yüzde 10.2… Yani enflasyonun üçte biri kadar bile değil!

Türklerin dışarıda kredi kartıyla harcadığı para, yabancının Türkiye’de harcadığının 2.1 katı oldu. Her gün ortalama 2.6 milyar lira… Buna “Geçici dalgalanma” denmez. Bu düpedüz alışveriş göçü!

Hele mayıs ayında çıta iyice uçtu. Hani Kurban Bayramı tatilini dokuz güne çıkardık ya… O ay tek başına 93 milyar liralık işlem yapıldı.

Nitekim yurt dışına yapılan internet harcamaları altı ayda 242.8 milyar liraya ulaştı. Artış yüzde 56… Bu demektir ki vatandaşın döviz harcamak için pasaport çıkarmasına bile gerek kalmadı.

Peki niye? İlk altı ay resmi enflasyon yüzde 32.11 idi… Kur ise aynı hızla gitmedi. Oysa kağıt üzerinde ne güzeldi… Ne şahaneydi…

Enflasyonu kurla bastır, Türk Lirası’nı reel olarak pahalılaştır, sonra ihracatçıya “Verimli ol”, turizmciye “Rekabet et”, esnafa “Fiyatını indir” de…

Daha da fenası… Yabancının Türkiye’de kredi kartıyla yaptığı ortalama işlem geçen yıl 4.055 liraydı… Ya bu yıl? 4.056 lira! Tam bir lira artmış!

Yüzde 32 enflasyon yaşanan ülkede turistin alışverişi yerinde sayıyorsa, gerçekte yaklaşık dörtte bir küçülüyor demektir.

Nitekim turizm geliri yılın ikinci çeyreğinde yüzde 2,6 düştü, ziyaretçi sayısı da yüzde 5.1 geriledi. Hâlâ turist geliyor olsa bile eski turist değil… Eskiden bavul dolduruyordu. Şimdi fiyat etiketine bakıyor, fotoğrafını çekiyor, dönüyor.

Aynı ayakkabıyı, aynı yemeği, aynı oteli hatta daha iyilerini dışarıda daha ucuza buluyorsa niye pahalı olanı alsın? Salak mı sandın?

Murat Muratoğlu’nun yazısı