Almanya’daki seçim yılının sonuçları egemen siyaset üzerinde baskısını artıran bir fırtına yaratırken, Alman burjuvazisinin çirkef yüzünü de bir kez daha açığa çıkarttı. SPD ve Yeşillere yakın medya kuruluşları da dahil, tüm burjuva medyası ağızlarından salyalar akıtarak reformist Sol Parti’ye savaş açmış durumda. “Antisemitizm” ve “organize suç örgütü üyelerine yakınlık” gibi suçlamalar, “kamusallaştırma fantezileri” gibi antikomünist söylemlerle Berlin’de seçimi kazanan Sol Parti’yi hizaya getirmeye çalışıyorlar.
Saldırılara seçim programını savunarak direnmek yerine, “İsrail’in var olma hakkını tanıyoruz” veya “organize suç örgütlerine biz de karşıyız” yanıtını vererek ve antisemitik olmakla suçlanan partililer ile milletvekillerini “disipline” eden parti yönetimi çoktan hizaya geldiğini kanıtlamaya çalışıyor. Ama artık tüm bunlar da yeterli olmuyor. Yeterli olmuyor, çünkü burjuvazi ve egemen siyaset zaten ehlileştirilmiş olan Alman reformizmini evcilleştirmek istiyor. Sol Parti içindeki tartışmalara bakarsak, kimi parti üyelerinin – deyim yerindeyse çoktan “genetik olarak evcil bir tür” haline geldiğini söyleyebiliriz.
Almanya’daki egemen siyaset açısından evcilleştirme işlemi sadece Sol Parti için geçerli değil. Toplum da evcilleştirilmek zorunda. Yaşamın her alanını özel sermaye birikiminin ve militarist dönüşümün boyunduruğu altına sokan yerleşik sistem, artık en ufak itirazı kabul etmek istemiyor. Çoğunluk toplumundaki hoşnutsuzluğu ve uygulanan politikalara yönelik direnci, sisteme zarar vermeyen faşist AfD’ye kanalize edebilen egemen siyaset, artık herkesin Alman devlet aklını ön koşulsuz kabul etmesini istemektedir.