Başbakan Tayyip Erdoğan’ın seçtiği gerilim politikasının ona yurt içinde ne kazandırdığı, ne kaybettirdiği, halen bir tartışma konusu. Ortada ciddi bir oy kaybı görünüyor; ama aynı zamanda, gene açık arayla birinci parti konumunda.
Hele bir yandan da seçim sistemini değiştirme girişimi. Bu, AKP’ye bir genel seçim zaferi daha kazandırdığı gibi, Başbakan Erdoğan’ın istediği türden yetkileri Cumhurbaşkanı’na armağan eden Anayasa değişikliğinin yolunu da açabilir.
Yani Erdoğan’ın Türkiye’de yeri sağlam. Ama dünyada, dış dünyada öyle olduğu söylenemez. Bugünlerde burada sık sık söylendiği gibi, Erdoğan’ın son bir yılda sergilediği tutum, söz ve davranışları, ciddi bir izolasyon yarattı, Türkiye’nin çevresinde.
Başbakan Erdoğan, dış dünyaya karşı ne kadar gerçekdışı sözler söylese, suçlamalarda bulunsa, bu tür kültürü zaten çok zayıf olan Türkiye’de bunları destekleyecek (kimileri körü körüne destekleyecek) bir kitle bulacaktır. Bu toplumda yaşayan ciddi kalabalıklar, hayat bilgisi olarak “zenofobya” ile donanmış bireylerden oluşur. Herkes hakkında kötü düşünmenin anahtarı, herkesin bizim hakkımızda kötü düşündüğü inancıdır.
Ama, elbette, bu “izolasyon” hiçbir toplum için iyi bir şey değildir, istenir bir şey değildir. “Mânevi değerler”den filan söz etmiyorum. Somut gerçeklik düzeyinde de bunun sonuçları mutlaka olacak, somut maddî sıkıntılar çekilecektir. Onu bunu azarlayarak memleket içinde birilerinden prim toplayabilir ama uluslararası izolasyon yoğunlaştıkça, bunun maddî sonuçları da yalnız Erdoğan’ın değil, bütün toplumun yakasına yapışacaktır.