Kısacası, Türkiye’nin garabet dolu, kendine özgü tarihinde eşi görülmemiş bir “iktidar”la karşı karşıyayız. En yakın örneği Menderes dönemi –ama Menderes Erdoğan’ın yaptığı keyfîliğin onda birini yapmamıştı.
O dönemde İnönü, muhalefette, zekice bir iş yaptı ve Menderes’e karşı demokrasinin kurumlarını temel alan bir muhalefet başlattı. Uluslararası demokrasinin hiçbir kurumuyla uyuşmayan azınlık yönetiminin mimarı olduğu için, varolan sistemin açıklarını da en iyi o biliyordu zaten.
Bugün de, rotasını şaşırmış, zıvanasından çıkmış bir iktidarın, “durursak düşeriz” anlayışıyla, faşizan- otoriter bir yapı kurarak her türlü muhalefeti susturmaya çalıştığı bir siyasî ortama girdik. Burada demokrasiye bağlı güçlerin, kesimlerin ilkeli ve sabırlı bir muhalefet cephesi kurmaları zorunlu.
Bizi Menderes’ten “kurtaran” 27 Mayıs, bu ülkeye on Menderes’in veremeyeceği zararı verdi. Demokrasi ve yasallık sınırlarını tanımayarak dışarılara taşan bir hükümet karşısında yapılacak şey ısrarla ve istikrarla o sınırların içini göstermek ve bu muhalefeti topluma taşımak, göstermek, toplumu ikna etmektir. Bunun için sabır diyorum. Demokrasiye gidişin “kestirme” yolu olmadığını çok iyi biliyorum.
Erdoğan’ın krize karşı mücadele etmek için bildiği tek yol “krizi büyütmek” olduğu için, bu teknede pusulaya bakıp dümen tutmak iyice zorlaştı. Ne olacağı hiç belli değil.
Ama bu koşullarda muhalefetin benimseyeceği politika, yoldan çıkmış kaptana karşılık olması gereken rotayı görünür kılmakta en önemli yardımcı olabilir.