“Farklıdır, o halde zaten eşit olamaz” diye kurulan mantık çizgisi bugünün dünyasında artık geçerli değil. Geçerli olan, bunun tam tersi. Bir “hak” olarak “eşitlik” talebi, bir farklılık olduğu zaman ortaya çıkıyor. Farklı, dolayısıyla eşit! Çünkü eşitlikten anlaşılan şey “bir- örnek” olmak veya oldurmak değil. “Çoğulculuk” dediğimiz düşünce tarzının çıkış noktası da bu.
“Ayak öpme” edebiyatı, tamamen farklı bir alanın edebiyatı. Burada, başka yerlerde, böyle algılanmaktan, böyle “sevilmek”ten hoşlanan kadınlar da bulunabilir. Ama onlar var diye, “fıtrat” edebiyatı yaparak, “eşit hak” talebinde bulunanları yok sayamazsın; “Onlar annelikten ne anlar” falan diye hakaret (kendi meşrebinin sınırları içinde) edemezsin. Kendi özel dünyanın, nasıl biçimlenmişse biçimlenmiş değerlerini, “hakikat budur” diye empoze etmeye kalkamazsın.