Ve Başbakan Twitter’ı kapattı. Kapatırken “Uluslararası camia şöyle der, böyle der, hiç umurumda değil,” demişti.
Gerçekten de, uluslararası camia şöyle de dedi, böyle de dedi. Ama hiç kimse çıkıp da Başbakan’ı onaylayan bir söz söylemedi. Söyleyemezdi.
Bu davranış, Başbakan’ın gitgide sıklaşan ‘şirazesinden çıkma’ söz ve eylemlerinin şimdiye kadar tırmandığı en yüksek zirve oldu.
Dolayısıyla Sınır Tanımayan Gazeteciler’in “Türk hükümeti [bu, tabii, “Başbakan” anlamına geliyor] kendini kaybetmiş” cümlesi durumu özetliyor.
En azından Gezi ile başlatabileceğimiz bir süreçte Başbakan günden güne kendini kaybetti. Mitinglerinde kendinden emin bir tavır takınmaya çalışıyor, takınıyor da. Ama söyledikleri ve yaptıkları, gerçekten kendinden emin bir kişinin sözlerine ve işlerine benzemiyor.
Oradan baktığımızda, ‘çırpınma’, ‘debelenme’ gibi kelimelerle anlatılacak bir hareket tarzı görüyoruz.
Gezi’ye karşı takındığı tavırda ön planda öfke vardı: “Vay! Bana mı? Bana ha?” inceliğinde bir öfke. Bu öfke katlanarak devam ediyor; ama yolsuzluk kasetleri ortaya çıkalı beri öfkenin içine karışan bir de telâş var. “Onlar onu yapmadan önce ben bunu yapayım” tarzında bir telâş. Ve dinmek bilmeyen o öfke. Gezi sırasında olduğu gibi, gene bütünüyle ‘kişisel’ olduğu izlenimini veren bir öfke. Gene o, “Vay! Bana ha?” tonu.