“Baban duyarsa seni öldürür” ya da “Beni konu komşuya rezil mi edeceksin” ile başlayan cümlelerin, “Yine mi beceremedin” serzenişlerinin, “Sen kendini ne sanıyorsun” tıslamalarının, “Seni herkese rezil ederim” tehditlerinin, bir insanın boyuyla posuyla, fiziksel görünüşüyle, heyecanıyla, heyecansızlığıya, becerikliliğiyle, beceriksizliğiye, aklıyla, akılsızlığıyla ilgili yapılan şaka yollu imaların hepsinin psikolojik bir şiddet olduğunu çok geç fark eden insan tüm uygarlığını zorbalıkla biçimlendirmiş olduğunu itirafta zorlanıyor.
Biriyle alay etmenin, onu aşağılamanın, dışlamanın, küçültmenin, birini tehdit etmenin de şiddet olabileceğini fark edene kadar geçen zaman sürecinde varlığı neredeyse baştan sona şiddet yoluyla edinilen kazanımlarla zenginleştiği için anca yeni yeni yüzleştiği ‘psikolojik şiddet’ kavramıyla baş etmesi güç. Zorbalıkla elde edilen başarılar tadından yenmediğinden olsa gerek zorbalığı hayatından çıkarması da kolay değil.
Çünkü sistem, kendini zorbalığa karşı savunurken bile zorbalaşabilen insana zorbalıkla kazanılan başarıların reklamını yaparak kendini güçlendirmeyi sürdürüyor.
Televizyonlardaki gündüz kuşağı kadın programlarından yarışmalara, sosyal medyadaki bireysel gösterilerden, dizilerdeki ikon karakterelere, siyaset arenasından dini söylemlere kadar her yerde zorbalığın propogandası yapılıyor. Bu propagandaların etkisiyle kalabalıklar korku salmayı, ses yükseltmeyi, rakibine bel altı yöntemlere yüklenmeyi başarının altın anahtarı olarak kodluyorlar.
Sistemi demokratik yollarla zorba hükümdarlara, zorba ekonomilere ve zorba bir ahlaka teslim ederseniz, çocuklar arasında yükselen akran zorbalığından endişelenme hakkını en baştan yitirirsiniz.