Bir taşla iki kuş vurmaya heveslenen devlet baba bize hem anneliğin ne olup ne olmadığını tarif etti hem kendi hayvan düşmanlığını bir kez daha küstahça tescilledi.
Annelik sadece dönemsel bir gereklilik. Türün devamı için rahminde büyüttüğü ve doğduktan sonra da bir süre gözetmesi gereken bir yavrunun sorumluluğunu alabilmesi için bedeninde bulunan hormonların yönettiği sınırlı bir süreç.
Ötesi…biraz kültürel ziyafet, çokça da kültürel eziyet.
Bugün, duygusal yüklerden arınıp anneliğe biraz mesafeli bakmaya gücü yeten herkesin rahatlıkla kavrayabileceği bu gerçekliği gölgeleyen çok etken var.
O yüzden kadın meselesiyle ilgili bir mevzu tartışılırken her şey karmakarışık oluyor.
Kimin anne olduğuna, anneliğin ne olup ne olmadığına, kimin kime annelik yapabileceğine, kadınlıkla ilgili neredeyse her şeye bir başına karar vermeye kalkışan eril otoritelerin hadsizliği karşısında kadınlığı ya da anneliği savunmak aslında atanmış toplumsal cinsiyet rollerini cilalamaya yarıyor.
İnsanlar sadece biyolojik olarak bütünüyle kadın, bütünüyle erkek ya da farklı oranlarda kadınerkek ve erkekkadın olabilirler. Kültürel olaraksa yığınla toplumsal kimliğin karışımından oluşan ve çağlara ve coğrafyalara göre farklılıklar gösteren çeşitlilikle, atanmış karmakarışık kimlikler taşırlar.
Bu perspektiften bakıldığında kadınlık ya da annelik üzerine yapılan tüm tartışmalar aslında o atanmış kimlik tartışmalarıdır. O yüzden sonuçlar değil nedenler üzerinde durmak ve nedenlerin değişme koşullarını konuşmak gerekir.