Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Devlet Bahçeli’nin, DEM partililer ile el sıkışmasından sonra tartışmalar sırasında aklıma geldi. 1980 yılıydı, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit ‘küstüler.’ Dünyanın o zamanların en önemli liderlerinden biri olan, Yugoslav devlet başkanı Tito’nun cenazesinde karşı karşıya geldiklerinde, el sıkışmaları üzerine, Demirel’e Bülent Ecevit’le el sıkışmışsınız diye gazeteciler sorduğunda; “Ya neresini sıkacaktık efendim, ya neresini sıkacaktık” demişti…
Öncelikle hemen şunu söylemeliyim ki barış, ‘çatışan taraflar’ arasında olur. Siyasi nezaketi kenara koyduğumuzda, yani daha çarpıcı ve açık söylersek, barış ‘düşmanla’ yapılır. Yoksa çatışmanın tarafları olmayanlar sadece arabulucu, temenni eden ve mümkünse kolaylaştırıcı olabilirler. Bu yüzden hangi durumda olursa olsun, geçmişte neler yaşanmış olursa olsun, muhataplar onlardır. Mesela en son Kolombiya’da FARC gerillası ile barış anlaşması imzalayan Devlet Başkanı Santos, bir önceki dönemin savunma bakanıydı ve birçok faili meçhulün, öldürmelerin, hepsinden politik olarak sorumluydu.
Yani o kadar yaşanılanlardan sonra nasıl olur da, iktidarla temas kurulur diye bir şey denilemez. Barış müzakeresinde kimsenin samimi olması beklenmez. Neden beklensin ki? Kimse ‘iyi’ olduğu için barış müzakeresi yapılmıyordur. Taraflar karşılıklı olarak yenişemediklerinden bir masanın etrafına oturmuşlardır. Bu yüzden kimsenin yüzü suyu hürmeti değil, karşılıklı güçleri oranında müzakere yürür.