Birincisi, siz de izliyorsunuzdur, her gün yeni bir spekülasyonla karşılaşıyoruz. Bazen, anayasa değişikliği ile parlamenter sisteme geçileceğini duyuyoruz. Bazen anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanlığı seçimi için 50+1 barajının geriye çekileceği iddiası kulağımıza çalınıyor. Bazen anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının görev süresinin eskisi gibi 7 yıla çıkarılacağı iddia ediliyor. Bazen vatandaşlık kavramının, bazen “değiştirilemez, değişmesi teklif dahi edilemez” maddelerin revizyona tabi tutulacağı öne sürülüyor.
İkincisi, ekonomik kriz giderek derinleşirken ahali adeta burnundan soluyor. Bu kıstırılmışlık, çaresizlik durumu -ilgisi var ya da yok- öfkenin vatan, bayrak ve benzeri “kutsallar” üzerinden vücut bulmasına yol açıyor…
Bu durumun somut işaretlerini baro ve sanayi-ticaret odası seçimlerinde görmek mümkün (bakınız İstanbul Barosu seçimleri). Hem sanayi-ticaret odalarında hem baro seçimlerinde Anayasa’nın değiştirilemez/değişmesi teklif dahî edilemez maddelerine, şehitlere yapılan vurgulara bakarsanız iktidarın giderek bir darboğaza girdiğini görürsünüz. Eğer bir seçim olacaksa ya da seçmen sandığa gitmekten imtina etmeyecekse bu öfkenin sandığa yansıması kaçınılmaz görünüyor…
İşte bu noktada Fon skandalına da bakmak gerekiyor.
Yani anayasa, fon, Terörsüz Türkiye Süreci iç içe geçmiş durumda. Birindeki olumsuzluk diğerlerini de etkiliyor.