Türkiye’de iki şey çok ciddiye alınır: Biri alın yazısı diğeri alın teri ama alınan sorumluluk nedense hep eksiktir…
Ve yine Türkiye’de eğitimsiz güruh gülen insana çok öfkelenir…
Meselâ ben çok güler, videolarımda sık sık kahkaha atarım…
Cahil trol ordusundan aldığım en sık eleştiri (!) şudur: “Gülme lan karı gibi…”
Cem Yılmaz aslında oyunlarında ekonomik olarak fakir olanlarla değil, işte bu fikir fukarası güruhla alay eder ve… Onlarla alay ettiği içindir ki aydın sınıfın en çok sevdiği ve izlediği mizah sanatçısıdır…
Türkiye’de insan yığınlarının ve siyasetçilerin hazetmedikleri mizahın hem dili hem de zihni terbiyesi üzerine düşünen isimlerden biri olan Nejat Muallimoğlu; ‘güldürürken yakalayan’, yakalarken de insanı kendisiyle yüzleştiren bir mizah ustasıydı…
Yazılarından birinde şöyle demişti:
“Bizde herkes akıllıdır ama kimse aklını kullanmaz; çünkü kullanırsa yıpranır…”
Herkesin bir fikri var ama o fikir, sahibine ait değil; en son dinlediği konuşmacıya ait…
Muallimoğlu’nun mizahında en sevdiğim taraf şu: İnsanla alay etmez; insanın zaafıyla oynar…
Mesela şöyle bir bakış açısı: “Memlekette herkes doğrucu Davut’tur ama Davut’un doğrularını uygulayacak cesaret kimsede yoktur…”
***
Bugün sosyal medyada herkes kahraman… Gerçek hayatta ise kimse gönüllü değil…
Tweet atarken aslan, fatura öderken kuzu…
Bir başka ince dokundurma: “Bizim insanımız sırada beklemeyi sevmez; ama beklemediği için de ömrü hep beklemekle geçer…”.
Trafikte korna çalan biziz… Trafiği yaratan da biziz… Şikâyet makamında profesör, çözüm makamında stajyeriz…