Erdoğan ve Ak Parti niçin bu denli güçlü oldukları parlamenter sistem yerine daha az yetkiye sahip olacakları başkanlık modelinde partilerinin kuruluşundan beri ısrarcılar? Öyle ya kim yetkilerini kaybetmek ister?
Bu sorunun yanıtı Erdoğan icracı perspektifinde gizli. Cumhuriyetin 80 yılındaki icraatlarını sadece 13 yılda üçe beşe katlayan Erdoğan sahadaki yerel yönetim deneyiminin iş=oy konforuna fazlasıyla alışık. İşte, birilerinin ‘mucize’ sandığı Erdoğan’ın somut bir neden sonuç ilişkisine dayalı başarısının formülü de bu. Bu yüzden de Erdoğan, dünya siyaset sahnesinde 13 yıllık iktidarının ardından oylarını artıran ve gelecek 10 yıl için hâlâ ilk alternatif olan yegâne siyasetçilerden.
Erdoğan mevcut sistemde sınırsız yetkili ancak başkanlıkta olduğu gibi icraatları için vakit kaybetmeden hareket edebilecek bir pozisyonda da değil. Erdoğan’ın arzu ettiği başkanlık sisteminde ise bugün âdeta birbirini durdurmak için konumlanmış parlamento ve başkanlık, icraat için teşvik üzerine kurulu.
Daha da netleştirelim. Başkan bir icraat için yasal zemine ihtiyaç duyduğunda önerisini ortaya koyar. Tüm partilerin oluşturduğu Meclis de ya başkanın tasarısını onaylar ya da daha iyisini ortaya koyar. Şimdi olduğu gibi, sistem birbiriyle güç savaşı içinde olan iki makamın öneri- retten ibaret yetki savaşına kurban gitmez.
Dolayısıyla daha çok engelleyen değil, icraat yapmak için proje üreten, öneri getiren bir adım öne çıkar. Siyasi bekanın anahtarı liderliğe sadakat değil, başarıyla, pozitiflikle halkı ikna etmek olur.
Motto ve amaç bu kadar basit. ‘Proje üreteyim, daha iyisini teklif eden varsa yarışayım, yeter ki engellenmeyelim. Halk da görüp karar versin!’ 13 yıldaki 10 seçimin galibi olan Erdoğan’ın da en iyi bildiği meşru yöntemle iktidarını korumak istemesinin nesi anti demokratik, anlaşılmaz ve garip söyler misiniz?