

BEHZAT ŞAHİN
@behzatsahin7
Kocasinan benim için o kadar uzak ki emin olmadan yola çıkamam. İnternetten araştırınca müşterilerin çekip yüklediği bolca fotoğraf, altında da olumlu yorumlar buluyorum ama Google’ın yüklediği sokak görüntüsünde 360 derece dönsem de ileri gidip geri gelsem de meyhane girişine uzaktan yakından benzer ne bir kapı ne tabela var.
Tek görünen, tekel bayii olduğunu avaz avaz bağıran ‘Baraka 24 Shop‘ tabelası. İsim aynı ama adı üstünde, restoran değil. Acaba arkasında falan mı? Gizli bir kapıyla mı ulaşılıyor?

İşin içinden çıkamayınca telefon açtım. Karşımdaki kişiye sokakta sadece tekel bayiinin göründüğünü, adresin doğru olup olmadığını sordum, “Hemen karşısındayız” dedi. Ben neyi atladım?
Yola çıktığımda ikindiye yaklaşıyordu. Fındıklı’dan tramvayla Zeytinburnu’na gidip oradan İETT’nin Kocasinan otobüslerinden birine aktarma yapmaktı niyetim. Fakat aradığım otobüsü bulamayınca Atatürk Havaalanı metrosuyla Şirinevler’e gittim. Neredeyse bir buçuk saattir yoldayım; artık mesai saati bitimi ve trafik keşmekeş. E-5 üzerindeki durak kalabalığından yılıp Kocasinan güzergahına yürüdüm. Bulduğum bir minibüse bindim, binmez olaydım. Ben yine oturacak yer buldum ama benden sonra gelenler balık istifi. Şoförün muamelesi de pek yenir yutulur değil fakat kimsenin şikayeti yok.
Baktım olmayacak, birkaç durak sonra inip yola yine yürüyerek devam ettim. Meyhaneye gitmek bu kadar meşakkatli olmamalı ama taksileri protesto etmek de senin tercihin. Zaten istesem de durmaz, dursalar gideceğim yeri beğenmezler.
Navigasyon marifetiyle sokağı bulduğumda hemen tanıdım, demek ki Google’daki fotoğrafı güncel. Yine ortada ne bir tabela ne de bir restoran var. Nasıl olur? İki saati aşkın zamandır yollardayım, elim boş mu döneceğim?
Neyse ki Baraka 24 Shop açık. Kasada oturan beyefendi “Karşıda, marketin yanında” diye tarif etti. E şimdi geçtim önünden, nerede tabela? Döndüm tarif ettiği yere, sadece bir binanın bodrumuna inen merdivenler, sonunda da iki demir kapı var. Kapıyı itip girdim, evet, burası. Oh, nihayet.

İçerisi ferah. Bütün masalar akşam servisine hazır, birkaç da müşteri var. Doğru yere geldiğime dair tek emare, pandemiden kalma dezenfektan istasyonunun üzerindeki ‘Baraka 24 Kanat Evi‘ etiketi.

Gösterdiği masaya otururken “Bulunmamak için elinizden geleni yapmışsınız” diye takıldım garsona, işin aslını bilmeden.
Bu kez hiç bira işine girmeden doğrudan 35’lik söyledim. Meze çeşitleri yok, sadece cacık, salata, tulum peyniri. Madem öyle yarımşar olsun da sıcaklara yer kalsın.

Sıcaklar?
“Bizde sadece tavuk kanat var, attırayım mı?” dedi güler yüzlü garson.
“Hele bir başlayayım, belki daha sonra” dedim zaman kazanmak için.
35’lik kapağı önceden açılmış, bilyesiz şişede geldi, 100’lükten aktarıyorlarmış. Şüphem yok. Sadece müdavimlerinin bildiği, gelmek için bu kadar emek harcadığı bir yerde sahte içki servis etmek mümkün mü?

Daha ilk yudumumu almıştım ki aynı garson yine geldi, hafif mahcup, “Abi, dışarıdan fotoğraf çekmişsin, kameradan görmüşler” dedi.
Çabuk deşifre oldum. Zaten şunun şurasında kaç meyhane yazarı kaldık ki? Ama ünümün, bu kadar kısa sürede buralara ulaşacağını da tahmin etmemiştim.
Keyfini süremeden anladım sorgunun asıl kastını. Kısaca “Ne işsin sen?” demek istemiş. Diğer çalışanların da gözleri üstümde. Tabii, hemen anlattım derdimi de kendimi de. Telefonumdan Diken’i açıp yazılarımı gösterdim ispat olarak da. Hepimiz rahatladık. Şimdi soru sırası bende:
“Hayırdır?”
“Ruhsat sorunu.”
Bu kadar cevap yeter. Lafın tamamı ahmağa anlatılır.
Tarkan (Palantöken) 11 yıldır burada çalışıyor, salon şefi. Candan, samimi biri. Birazdan elinde roka yatağında Şavak tulumuyla geldi ikram. Kendisi Bingöl, mekân sahibi Erzincanlı imiş. 24 de Erzincan’ın plaka kodu. Tavsiye üzerine geldiğimi söyleyince mutlu oldu:
“Güzeldir kanadımız.”

Ne hormonlu tavuk ne de işlem görmüş, paketlenmiş gıda yerim ama şimdi yeri değil:
“Attır o zaman.”
Yeni müşteriler de geldi. Herkes tanıdıkları, müdavimleri. İşlek olmayan, albenisiz, ara bir sokakta, tabelasız, dört duvar arasına insanları getirebildiğine göre bir şeyleri iyi yapıyor olmalılar. Göreceğiz.
İçerisi yaklaşık 80 kişilik. Solda kanatların ızgara edildiği mangal, tezgahtaki büyükçe bir leğende pişmeye hazır terbiye edilmiş onlarca kanat şiş, içinde iki ana markanın klasik birer çeşidinin bulunduğu bira dolabı, onun önünde teşhir dolabı, sağda da alaturka tek kabinli tuvalet ile lavabo var. Aydınlatma tavandan beyaz kare ledler ile. Duvarlara küçük kilimler ile üç televizyon ekranı asılı. CNNTürk kanalı açık, haber saati.
Haberler bitince TJK kanalına döndük. Kocaeli Hipodromu’ndan canlı yayın. Sessizde. Müzik yayını da başladı, Kıvırcık Ali (Özütemiz) ‘Yar Ali Yar’ı söylüyor. Alevi türkü ve deyişlerinin bu pek sevdiğim besteci ve yorumcusunu genç yaşında (42), 2011 yılında geçirdiği trafik kazasında kaybettik maalesef.
Müzik yayını Kıvırcık Ali’nin yanı yanı sıra Sezen Aksu ve Ahmet Kaya repertuarlarından oluşuyor.
Yemeğim geldi. Yanında bir tabakta bolca ıslak kumaş parçalarından el bezi. Mesaj açık, bu meret elle yenir. Hiç itirazım yok. Kanatlar güzelce terbiyelenmiş, usulünce ızgara edilmiş, lezzetli. Hani tavuğa itirazım olmasa bir porsiyon daha söyleyeceğim de, bu kadar günah yeter.
Birazdan futbol kanalına dönüldü. Maç, Tou. ile Ben. arasında. Açılımlarını bilmiyorum ama 28’inci dakikadayız ve durumumuz 0-0 berabere. Maçın Avrupalı iki takım arasında olduğu da saha kenarındaki bira reklamından belli. Ha, bu arada, Galatasaray’ın da saat 23:00’de bir Avrupa takımıyla (hangisi, unuttum) deplasman maçı varmış.
Yemeğim bitince Tarkan Bey’den mekân sahibiyle tanıştırmasını rica ettim. İnsanları ayağıma çağırmaktan imtina ederim ama burada benim gideceğim patron masası benzeri hiçbir şey yok. Aşçı hariç herkes serviste. Kim patron onu da ayırt edemiyorum. Gelince özür dileyerek buyur ettim masama.
Ertan Sapa (32), 15 yıl önce işletmeye başlamış burayı. Bina kendilerinin, evleri de üst kattaymış. Baraka 24 olmadan önce Teneke Bar imiş. Kiracıyla anlaşmazlığa düşünce iş başa düşmüş, o zamanlar da ünlü olan Kanatçı Haydar ve Emir’i örnek almış:
“Onlar soslu kanat ızgaranın mucidi sayılır. Ben de onların yaptığını devam ettiriyorum.”
Çocuk denecek yaşta aldığı bu sorumluluğu bugünlere getirmeyi başarmış. Sadece buranın değil, işitme engelli kardeşi ile ablasının sorumluluğu da üstünde.

Bürokrasiyle, belediyeyle, baskı ve yıldırmayla uğraşmak canını sıksa da işini severek yapıyor. Önemli futbol maçlarının olduğu günler daha yoğun, genellikle de işleri iyi imiş. Sevdim Ertan’ı. Gözü pek, mücadeleci, kalender, dürüst. Son zamanlarda tanıştığıma memnun olduğum insanlardan. Görünen o ki çevresinde de sevilen, ağırlığı olan biri.
Her gün 12:00-24:00 saatlerinde açık. Kandillerde ve Ramazan ayında kapalı, tadilat işlerini halledip hem de tatil yapıyorlarmış bu sayede.
Maç saati yaklaştıkça kalabalık da arttı. Kalırdım ama yolum uzun.
“Hesap lütfen!”
900 lira. 35’lik 600, yarımşar istediğim salata, tulum, cacık 40’ar, kanat ızgara 180 lira. Bu sıcak servise bahşişi bol tutmak gerek.

Çıkarken ekiple fotoğraf çektirdim, sıcakkanlılıkla uğurlandım.
Geldiğime o kadar değdi ki, çektiğim yol eziyetini unuttum, dönüş yolu da gözümde büyümedi.