Mehveş Evin: Türkiye'de 'sızdırma' var, ama gazetecilik yok

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

 

Gazeteciliğin en prestijli ödülü Pulitzer, bu yıl sızdırma gazeteciliğe verildi…

Washington Post ve Guardian gazetelerinin, Edward Snowden’in sızdırdığı belgelere dayanarak yaptıkları haberlere ödül verilmesi, pek çok açıdan heyecanlı bir gelişme.

Washington Post’a verilme nedeni, “NSA’in gizli dinlemelerini güvenilir ve dengeli habercilikle açığa çıkararak, sızdırmaların daha geniş çerçevedeki ulusal güvenlik konusuyla bağlantısını halkın anlamasını sağlamak”

Guardian’a verilen ödülün de açıklaması şu: “NSA’in gizli dinlemelerini açığa çıkarıp yaptığı haberlerle devletle kamunun arasındaki ilişkide, güvenlik ve özel hayat konularını tartışmaya açmak.”

Türkiye’de bu anlamda bir gazetecilik tartışması yok ve olamaz da. Yaşananlar, bir çıkar grubunun diğerini zor duruma düşürmek için interneti kullanması.

Bir diğer deyişle, Türkiye’de “sızdırma” var, ama gazetecilik yok. Nasıl olsun? ABD’de bir gazetecinin yaptığı haber nedeniyle yargılandığı son tarih, 1917. Basın özgürlüğüyle ilgili kanunlarla korunuyor gazeteci. Türkiye ise hapisteki gazeteci sayısıyla dünya rekorlarını kırmaya devam ediyor!

NSA olayında suçlanan, kaynak. Yani Snowden.

Türkiye’deyse “kaynak” daha belirsiz. Hedefte Cemaat var ancak yargıya yansıyan somut kanıt -şimdilik- yok.

Kaldı ki ses kayıtları ham halde internete servis edildi; gazetecilik adına yapılmış-başarılmış bir iş yoktu. Türkiye’de basının durumu “izleyici” en fazla “aktarıcı” konumunda olmaktan ibaretti.

Dünya, Pulitzer ile taçlandırılan “Snowden öncesi ve sonrası” gazeteciliği tartışadursun… Türkiye basını, özgürlüğünü sağlama alamadığı sürece dijital çağda değişen gazeteciliğe ancak “seyirci” olarak kalmaya devam eder.

Mehveş Evin’in yazısı