Mehmet Y. Yılmaz: Sağlık işini özel sektöre devrederseniz sistemin orasının burasının delinmesine şaşırmamalısınız

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bakan’ın bu sözleri, Türkiye’nin sağlık sisteminin esasen “Allah’a emanet” olduğunu teyit ediyor. “Eğer yakalarsak” diyor ki sağlık sisteminin deliklerinden yararlanan bütün çeteleri cesaretlendiren de esasen budur: Eğer yakalarsak! Çünkü bilirler ki yakalanma ihtimalleri düşüktür. Yakalanırlarsa siyasi ve tarikat bağlarıyla paçayı sıyırabilirler. Sistem belli ki sömürülmeye, kötü kullanılmaya açık ve bu açıkları en başından itibaren görüp kapatmış olması lazım gelen Sağlık Bakanlığı CİMER başvurusuyla uykusundan uyanabilmiş. Anlaşılıyor ki denetim düzeni yetersiz ve sağlık sistemi istismara açık.

Sağlık işini, kâr maksimizasyonunu hedefleyen özel sektöre devrederseniz, aşırı kâr hırsıyla sistemin orasının burasının delinmesine şaşırmamalısınız. Bu rezaletten sonra gerçekten yoğun bakım tedavisi görmesi gereken çocukların ebeveynleri kendilerini nasıl hissedecekler? Hekimlerine nasıl güvenecekler? Yanıtını biliyoruz: Güvenemeyecekler. Çünkü Sağlık Bakanlığı’nda işler, mesleki yeterlilikler ve liyakat üzerinden değil, tarikat bağları üzerinden yürüyor. Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış tarikatların neredeyse hepsinin birer ikişer özel hastane sahibi olmaları tesadüf mü?

Fetullahçı çetenin tasfiyesinin ardından bu bakanlıkta belli bir tarikatın müritlerinin köşe başlarına yerleştirilmesi ve bu tarikatın “özel hastaneler” aracılığıyla sağlık sektöründe maddi kazanç peşine düşmesi herkese bir şeyler anlatıyor olmalı. Kuşkusuz ki “yeni doğan çetesi” gibi oluşumların Bakanlık tarafından desteklenip, beslendiğini söyleyemeyiz. Ancak bu “cani ruhlu, kötü niyetli kişiler her yerde var” diye geçiştirilebilecek bir konu da değil. Bakanlık bundan sonra bu tür olayların yaşanmayacağının güvencesini nasıl verecek?

Mehmet Y. Yılmaz’ın yazısı