Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Türkiye’de bir üst hukuk metnidir. 10. maddesi şöyle diyor: “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğüyle, kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu sözleşme hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili çerçeveler çizen kararlar verdi. Lingens–Avusturya davası ile ilgili kararından bir bölüm aktarayım: “Basın özgürlüğü, kamuoyuna siyasal liderlerin düşünceleri ve davranışlarını öğrenme ve bunlar hakkında bir kanaat oluşturma olanağı sağlar. Daha genel olarak tartışma özgürlüğü, demokratik toplum kavramının temelidir. Bu nedenle bir siyasetçiye yönelik eleştirinin kabul edilebilir sınırları özel bir kişiye kıyasla daha geniştir.”
…Emniyet Müdürlüğü’nün, Nokta dergisinin toplatılmasını isterken bütün bunlardan haberdar olmadığını varsayalım. Böyle bir şey mazeret değil ama hadi öyle diyelim!
Savcı’nın bu sözleşmeyi, bu sözleşmenin bir hukuk metni olarak değerini ve AİHM kararlarını bilmiyor olabilmesi mümkün mü? Hayır, mümkün değil.
Ama Emniyet istedi diye toplatma kararı verebiliyor, derginin sorumlu müdürünü gözaltına alabiliyor. Bunun bir tek nedeni var: Artık savcılar, devletin savcısı gibi davranamıyorlar. İşlerini yaparken, bir siyasi kişiliğin, bir siyasi görüşün savcısı gibi hareket ediyorlar.
Çünkü arkalarında onların hukuka uygun kararlarını savunacak bir HSYK yok!
Devletin gücü karşısında son derece güçsüz olan vatandaşları koruması gereken adalet sistemimiz yerle bir edildi çünkü.