Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Yalakalara göre Mourinho’nun adı bile fark yaratmaya yeterdi… Lakin gel gör ki Fenerbahçe sezon başından bu yana kazandığı maçlar da dahil olmak üzere bir türlü tatmin edici bir oyun ortaya koyamadı. İlk resmi maçların ardından “oyuncuları tanıma ve uyum süreci” dikkate alınarak eleştirilerden özenle kaçınıldı, zamana ve sabra ihtiyaç olduğu vurgusu ön planda tutuldu. Kısa süre içinde Mourinho etkisinin görüleceğinden ve takımın fırtına gibi eseceğinden emin olunmalıydı. Hem o Mourinho’ydu, vardı elbette bir bildiği…
Mevcut tabloya bakıp geçtiğimiz sezon yoğun biçimde eleştirdikleri İsmail Kartal’ı arar duruma geldiklerini ve ondan özür dilenmesi gerektiğini söyleyenler bile çıktı. Mourinho’nun performansını görünce İsmail Kartal’a haksızlık ettiklerini fark etmişler!.. Oysa ortada hiç de şaşkınlıkla karşılanacak kadar anormal bir durum yok. İstediği kadar parlak bir kariyere sahip olsun bu, bir teknik direktörün gittiği takımda benzer başarılara ulaşacağının garantisi olamaz. Kaldı ki doku uyumu kolay bir şey değil…
Futbolda, farklı oranlarda da olsa oyunu ve dolayısıyla sonucu etkileyen o kadar değişken var ki. Oyuncu-teknik direktör ilişkisi ve uyumu, bunların en önde gelenlerinden. Pek çok değişken, aksama/sorun yaratma potansiyeliyle oyunu sanılandan çok daha fazla etkileyebilir. “Mourinho’dan çok şeyler öğrenmeyi umuyoruz” diyorlardı ya… İşte şimdi ona bakıp en azından futbolda kahramanların, mucizelerin yeri olmadığını öğrenebilirler. Bu; oyunun doğru algılanabilmesi açısından iyi bir başlangıç adımı olur…