Futbol kültürümüzdeki payı büyük olan sabırsızlık, teknik direktör arayışlarını sürekli hale getirerek kulüpleri döngüsel bir krize sürüklüyor.
İşin ekonomik boyutunu da göz ardı etmemek lazım. Kulüplerin ekonomik durumu ortada. Söz gelimi Mourinho gibi zaten yüksek maliyetle takımın başına getirilen popüler yabancı teknik direktörlerin görevden ayrılırken üstüne bir de büyük miktarda tazminat alması kulüpler için ekstra bir yük oluşturuyor…
Ayrıca, teknik direktör değişiklikleri beraberinde yeni oyuncu transferi ihtiyacı da doğuruyor. Sonuçta her teknik direktör, iyi bildiği, iyi tanıdığı oyuncularla çalışmak ister. Ancak bunun da kadro istikrarsızlığı gibi bir soruna yol açma riski var elbette…
Medyadaki çok bilmiş yorumcular için ise her şey çok kolay. Oturdukları yerden, üst üste birkaç maç puan kaybeden takımların teknik direktörleri için “Hemen gönderilmeli” diye ahkam kesmeyi çok iyi biliyorlar. Engin bilgileriyle(!) kulüplere en çok katkı sağlayacak alternatif teknik direktör adaylarını önermeyi de ihmal etmeden…
Kulüpler, teknik direktör tercihinde bulunurken “Olmazsa değiştiririz” kolaycılığından uzak durmalı, nokta atışı misali bir kararla kendilerine en çok katkı sağlayacağına inandıkları teknik direktörle anlaşmalı ve uzun vadeli planlamalar eşliğinde sabırla çalışmalılar.