Mehmet Ocaktan: Yeter ki Trump'la dostluğumuza halel gelmesin

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

İktidarın abartılı hazırlıklarını ve medyadaki Trump güzellemesi yarışını görünce “İşte Mehdi’yi beklerken Türkiye’nin fotoğrafı” demek geldi içimden. Öyle ki Trump’ın uçağının tekerlerine hayranlıkla bakan gazetecilerimiz bile vardı.

Bu coşkulu karşılamadan mest olan Trump da üzerine düşeni yaptı. Türkiye’nin duymak istediği şeyleri söyledi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan için “O benim dostum, biz iyi arkadaşız, harika askerleri var, o güçlü bir lider, o olmasaydı muhtemelen NATO toplantısına katılmayabilirdim” diyerek her zamanki ezberlerini tekrarladı.

Ancak Trump, iki dost arasında söylenmemesi gereken patavatsızlıklarını tekrarlamaktan da çekinmedi. İlk döneminde, rahip Brunson’la ilgili Erdoğan’a yönelik tatsız sözlerini çağrıştıran olayı, hem gelişinde hem gidişinde hatırlatmayı ihmal etmedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında yaptığı neredeyse her açıklamada, “Cumhurbaşkanı’nı aradım ve anında onu serbest bıraktı” diyerek, bir bakıma Türkiye’deki yargı bağımsızlığı tartışmalarını da hatırlatmış oldu.

Galiba Ankara’daki “Trump şov” için en doğru ifade “NATO toplantısı bahane, Trump-Erdoğan dostluğu şahaneydi” olsa gerek.

Bu Erdoğan-Trump dostluğunun öylesine dayanılmaz bir cazibesi var ki bu dostluk, son yıllarda ülkemizde ve Müslüman coğrafyalarda yaşanan acıların üzerini koyu ve karanlık bir perde ile örtüyor.

Bu dostluk yüzünden, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımın patronu olan Trump’a karşı, şu ana kadar Türkiye tarafından tek bir sitem cümlesi bile kurulamadı. Dahası bu dostluk yüzünden Trump’ın İran’da öldürdüğü 165 kız çocuğunun adı bile anılmadı. Talihsizlik o ki bu dostluğun cazibesi, çocukları, sivilleri katleden Netanyahu’ya “Bizim silahlarımızla iyi iş çıkardı bu adam” diye övünen bu megaloman ihtiyarın utanmazlığını da çok iyi örtüyor. Nasıl örtmesin ki, pervasız bir şekilde “Ben Netanyahu’yu da Erdoğan’ı da çok seviyorum” diyerek herkesi efsunlamayı iyi biliyor.

Bu öyle bir cazibe ki; hukuku yok ettik, adalete hasret kaldık ama hiç umurumuzda değil, yeter ki Trump’la dostluğumuza halel gelmesin.

Eminim Erdoğan-Trump görüşmesinin, iki ülke açısından bazı sonuçları olacaktır. Mesela CAATSA yaptırımlarının kaldırılması… Trump Ankara’ya gelişinde Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kaldırılması gerektiğini belirterek F-35’ler konusunda bir umut ışığı yakmıştı. Ankara’dan ayrılmadan önce yaptığı açıklamada ise “Henüz tamamen karar vermedim” sözleriyle her zamanki gibi dalgasını geçip gitti. Çünkü bu yaptırımların Amerikan Kongresi tarafından kaldırılması gerekiyor. Bunun için de öncelikle S-400’lerin Türkiye’den gönderilmesi şart. Eğer yaptırımlar kalkarsa, muhtemelen iki kere para ödeyerek F-35’leri alabileceğiz. Bu arada Trump, kasım seçimlerinde büyük yara alırsa, hayallerimiz bir başka bahara da kalabilir.

Mehmet Ocaktan’ın yazısı