Yaklaşık üç yıldır dış politikada diplomasi literatürünü zorlayan, reel dünyada pek bir getirisi olmayan sıradışı bir çizgi izledik.
Daha lümpen bir tabirle herkese atarlı-giderli davrandık yani. Ama gördük ki kendi gerçek gücümüzün dışında var olduğunu vehmettiğimiz ya da öyle olmasını istediğimiz Türkiye ile reel dünyadaki somut karşılığı olan Türkiye arasında ciddi farklar var.
Sıkıntılı süreçlerden sonra ayaklarımız yere basmaya başladı ve işte şimdi sahiden gerçek dünyaya geri dönüyoruz.
Gerek İsrail’le anlaşma, gerekse Rusya ile yeniden normalleşme girişimleri, Türkiye’nin dış politikasındaki revizyonun somut adımları olarak ortaya çıkmış bulunuyor.
Elbette şu anda yaşadıklarımız bayram yapmayı gerektirecek bir coşku manzarası değil, ama ne yapalım ki başka bir çaremiz yok.